What you resist… – Direndiğin şey…

The full version is “what you resist not only persists, but will grow in size.” Complementary to previously suggested idea, as long as we refuse to accept (resist), simply we cannot create a solution. Problem will remain and probably, at least in our mind, will also grow. Yet, the suggestion is not, definitely not, falling into trap of destiny. Just the opposite, accepting is only accepting the existence of the problem and instead of resisting or complaining, simply handling it as a starting point for discovery of a desired solution.
Tam versiyonu şöyle «direndiğin şey, sadece devam etmekle kalmaz, aynı zamanda büyür». Daha önceden ele aldığımız fikri tamamlıyor, kabul etmeyi reddettiğimiz sürece (direnç), bir çözüm bulmamız mümkün olmuyor. Problem devam ediyor, ve aynı zamanda, en azından zihnimizde, büyüyor. Ancak önerilen, kesinlikle kaderciliğe boyun eğmek değil. Tam tersine, kabul etmek, problemin varlığını kabul etmek anlamında sadece. Şikayet etmek veya direnmek yerine, basitçe problemi ele almak ve böylece kabul etmek eylemini, istediğimiz çözümü keşfetmek için bir başlangıç noktası olarak kullanmak anlamına geliyor.

Neophobia – Neofobi

It’s a kind of defense mechanism, a safety net we all have inside ourselves. We tend to tend to the usual about anything, and we consider the new almost as enemy, enemy to our habits, current status, successes, well-being, etc… Ignaz Semmelweis proved in 1840s that if doctors washed their hands before working on a woman who is giving birth, the chances that that woman would developed a fever that would kill her went down dramatically. It took 20 years before other doctors began to wash their hands, and this neophobic action of doctors probably caused many women to die in those 20 years! Similarly, collapsible steering columns were discovered 10+ years before people in car companies could put their neophobia, accept the new and start using this new safety technology. Again, probably thousands of people died in those 10 years. So, if you have a new idea, invention, approach, anything novel; you need to start with accepting most people will be neophobic and you will need to be patient and persistence until your novelty gets accepted.

Bir nevi savunma mekanizması, hepimizin içinde var olan bir güvenlik ağı. Neredeyse her konuda, olağan olana eğilimli olmaya eğilimliyiz ve yeni olanı neredeyse düşman olarak görüyoruz. Alışkanlıklarımıza, mevcut statümüze, başarılarımıza, sağlığımıza, vb… Ignaz Semmelweis 1940lı yıllarda, eğer doğuma girmeden önce doktorlar ellerini yıkarlarsa, doğum yapan kadının doğum sonrası ateşlenme sonucu ölme ihtimalinin çok ciddi oranda düştüğünü kanıtladı. Diğer doktorların yaygın şekilde ellerini yıkamaya başlaması için 20 yıl daha geçmesi gerekti, ve doktorların bu neofobik davranışı muhtemelen o arada pek çok kadının ölmesine sebep oldu. Benzer şekilde, katlanabilen direksiyon direği, icat edildikten ancak 10 küsür yıl sonra, araba şirketlerindeki insanlar neofobilerini bir kenera bıraktıklarında kullanılmaya başladı ve gene muhtemelen bu 10 yıl içinde binlerce insan trafik kazalarında bu yüzden öldü. Yeni bir fikriniz, icadınız, yaklaşımınız, herhangi yeni bir şeyiniz varsa; pek çok insanın neofobik olduğu gerçeğini kabul etmekle başlamalı, ve yeniliğiniz kabul görene kadar sabırlı ve ısrarlı olmalısınız.

Learned from Akimbo: The Regular Kind – A Podcast from Seth Godin

Creativity & Mistakes – Yaratıcılık & Hatalar

It’s only a recent discovery for me to learn that creativity is not about being a creative person but rather working and keeping working through an objective. Or having a question put on the table in front of your eyes and then starting to seek answers. Nothing can be created without starting and trying. And we can’t get better if we don’t start making mistakes. So, put the question, start making mistakes, seek for the answers and choose the best fit. Few more words from S.Adams about the quote and leadership: “…we’re all idiots and we’re going to make mistakes. That’s not necessarily bad… Keep your people fresh, happy and efficient. Set a target, then get out of the way. Let art happen. Sometimes idiots can accomplish wonderful things.”

Yaratıcılığın sadece yaratıcı kişilere özgü bir özellik olmadığını çok yakın zamanda farkettim. Yaratıcılık kişiyle ilgili değil, çalışmak ve bir hedefe doğru çalışmakla ilgili. Veya masanın üstüne, gözlerinin tam önüne bir soru koymak ve ona cevap aramakla ilgili. Başlamadan ve denemeden hiçbir şey yaratılamaz. Ve hata yapmaya başlamazsak daha iyi hale gelemiyoruz. Kısacası, soruyu sor, hata yapmaya başla, cevapları ara ve en iyi cevabı seç. S. Adams’tan alıntı ve liderlikle ilgisine dair birkaç söz daha: “…hepimiz ahmağız ve hepimiz hatalar yapacağız. Bu illa kötü bir şey demek değildir… Çalıştığınız insanları taze, mutlu ve etkin tutun. Bir hedef belirleyin, sonra yoldan çekilin. Bırakın sanat kendini göstersin. Bazen ahmaklar şahane işler başarabilir.” 

Learning language – Dil öğrenmek

Learning a new language keeps your brain fit and young. Learning new things generally does the job. The more you are unfamiliar with the newly learned topics, the more your brain tries to catch up with you by producing more synapses and by making new connections for learned material. Language learning stimulates different areas in the brain and ensures increased brain activity, which triggers creation of baby synapses and which helps you for in memorizing and creativity. Learning language is also suggested for elder people in preserving brain functions and inhibiting Alzheimer.
Yeni bir dil öğrenmek beyni genç ve zinde tutar. Yeni bir şeyler öğrenmek de benzer bir etki yapıyoru. Öğrenilen şeye ne kadar az aşina iseniz, beyniniz size yetişmek için o kadar uğraşıyor, yeni sinapsisler yaratıyor ve öğrenilenleri birbiri ile bağlıyor. Dil öğrenmek beyinde farklı bölümleri harekete geçiriyor, daha yüksek beyin aktivitesi sağlıyor, yeni sinapsislerin üretilmesini tetikliyor ve tüm bunlar daha iyi bir hafızaya ve yaratıcılıkta artışa sebep oluyor. Yeni bir dil öğrenmek, ileri yaştaki insanlar için de tavsiye ediliyor, hem beynin fonksiyonlarını korumak hem de alzaymır ve benzer hastalıkları engellemek için.

Accept! – Kabul Et!

In other words, if you want to solve your problem the first and most important thing to do is accepting the existence of the problem. Otherwise, simply you don’t even have a case to work on. No solution can be found if you don’t know what problem you are trying to solve. Put the problem on your table, face it, and that will give your brain the absolute order: «solve it!», and your brain will do that! Accepting is starting point for possibilities, starting point for good things to have… what happens if you don’t accept, that will come in problem #3 but also was in problem #1.

Başka bir deyişle, probleminizi çözmek istiyorsanız yapacağınız en önemli ve ilk şey sorunun varlığını kabul etmek. Aksi takdirde, üzerinde çalışacağınız bir şeyiniz bile olmaz. Hangi sorunu çözmeye çalıştığımızı bilmiyorsak çözüm bulamayız. Sorunu, problemi masanın üstüne koyun, yüzleşin ve bu beyninize çok kesin ve açık bir emir verecek «çöz bunu!» ve beyniniz bunu yapacak! Kabul etmek olasılıklar için, güzel şeyler için başlangıç noktası… Kabul etmezsek ne oluyor, o kısım problem #3’de ve problem #1’de.