Kitapla Ön Sevişme: Bir Öğrenme Tekniği

“Derse hazırlanıp gelin!” lafını kaç yüz kere duyduk acaba eğitim hayatımızda? Ve kaç yüz kere, bunu, bizim faydamıza olacak öğrenme ile ilgili bir şey olarak algılamak yerine, bir ödev veya öğretmenin bir isteği olarak algıladık?

Oysaki basit bir pedagojik gerçek var bu lafın arkasında. Derse hazırlanmak demek, dersi daha iyi anlamak, öğrenmek demek, öğrenileni hafızada daha iyi saklamak, gerektiğinde hafızadan çağırabilmek ve en önemlisi öğrenileni daha yüksek bir ihtimalle daha yüksek bir amaç için kullanabilmek demek. Hafızaya seslenip çağırdığım bilgiyi, yapmak-yaratmak istediğim şey için şekillendirip kullanmak demek başka bir deyişle.

Hazırlanmak bize kaç yüz kere tekrar edildiyse, herhalde neredeyse o kadar kere ihmal ettiğimiz ve yapmadığımız bir eylem oldu. Derse hazırlanmanın bizimle bir ilgisi yoktu çünkü, o öğretmenin bir isteği öğretmenin verdiği bir ödevdi, kendim için yaptığım, aldığım bir şey değil, öğretmen için yaptığım, okul denilen şey için yaptığım, disiplin adına yaptığım bir şeydi. Acaba çocuk aklımız gerçekten anlamaz mıydı bize anlatılsaydı, hadi çocuk aklımız o düzeyde bir pedagojik gerçeği anlayamıyordu diyelim (ki şüpheliyim) oyunlaştırarak anlatmanın bir yolu yok muydu?

Temel eğitim hayatınızı geride bıraktıysanız bu soruya cevap vermenin artık size bir faydasının olma ihtimali yok (çocuklarınız için ihtimal devam ediyor ancak o ayrı bir konu). Ancak, bunun temel eğitim hayatımızdan kalma bir alışkanlık -hatta belki daha doğru bir ifade olarak- bir alışamamışlık olduğunu kavramanın büyük faydası var. Bu kavrayış, bir iki temel yöntemle desteklendiğinde, bugünümüze, bugünkü öğrenmemize ve ilerlememize büyük katkısı olabilecek bir eyleme dönüşebilir. Kitapla ön sevişme, işte bu tekniklerden biri!

Kitapla ön sevişme, eğitim hayatında o sevmediğiniz “derse hazırlan gel” talebinin, yetişkin 18+ versiyonu!

Neden ön sevişme? Çünkü, sonrasının hazzını ve yaratıcılığını, akışkanlığını ve uyumunu mümkün kılıyor. (evet gerçekten yazdım bu soruyu ve evet cevaplar gerçekten o akla gelen kitapla ilgisiz konunun cevapları ile çok benzer 🙂

Okul hayatında yerine getirmediğimiz hazırlık, öğrenmeyi daha zor, hafızada kalıcılığı daha az yerleşik yaptı. Sonra bu öğrenilenleri senelerce hazırlandığımız sınavlarda hafızadan çağırdık, bizi kırmayıp gelenlerle o sınavları geçtik. Sonrasında ancak çok nadir durumlarda o bilgileri yapmak-yaratmak için kullandık. Bir yaratma, bir uyum bir akışkanlık durumuna getirme ihtimalinin varlığını bile fark edemedik çoğu zaman. Sınavdan sonra ne geri çağırdık tüm o bilgileri ne de zaten geri çağırsak da o bilgilerle ne yapacağımızı bilmiyorduk.

Matt Ridley “inovasyon, fikirlerin birbiriyle çiftleşmesiyle ortaya çıkıyor” diyor. Bizse fikirlerin, değil birbiri ile çiftleşebileceğinin, onlarla herhangi bir şey yapılabileceğinin nadiren farkında oluyoruz. Belki de o yüzden mesela en basitinden, “dinlemek” çok önemli diye konuşan, anlatan ama o bilgiyle bir şey yapması gerektiğini, dinleyip anlayıp tepki vermesi gerektiğini anlamayan ve yapmayan bir dolu iş arkadaşımız var. Bilgi sürekli turşusu kurulan lahana haline geliyor, turşusu kurulmuş sonra da kaldırıldığı dolapta unutulmuş kavanozlar oluyor ya da her yemeğin yanına çıkarılan lahana turşusu gibi, ilgili ilgisiz her iş ortamında her konunun yanına çıkarılan “dinleme turşusu” oluyor. Oysa ki lahana, salatasından sarmasına, çorbasından böreğine, kapuskasından pizzasına, ve henüz denenmemiş yaratılmamış sizin mutfakta yaratmanızı bekleyen olasılıkları içinde barındırıyor.

Kitapla ön sevişme, yaratmak üzere, ilerlemek üzere öğrenileni canlı tutma ihtimalini artıran bir teknik. Kitabın ön ve arka kapaklarının okunması, içindekilerin okunması, giriş – önsöz bölümlerinin okunması gibi basit ve belki kısmen alışkanlıkla zaten yaptığınız adımlardan ibaret. Buna dilerseniz, kitabı hızlıca taramak, resim, grafik ve tablolara önden şöyle bir göz atmak, içindekiler bölümünü okurken tam anlamlandıramadığımız bir bölüm için gidip o bölüme şöyle kabaca ne ile ilgili olduğunu anlayacak kadar bir bakmak gibi adımları da ekleyebiliriz. Ve önemli bir nokta, tüm bunları ne için yaptığımızın farkında olarak yapmamız gerekiyor.

Yaptığımız şey şu, beynimize birazdan ne öğreneceği ile ilgili ipucu veriyoruz, onu hazırlıyoruz. Ona emir veriyoruz, diyoruz ki, ben birazdan yaratıcılıkla ilgili bir kitap okuyacağım, bu kitapta yaratma cesareti, yaratıcılığın doğası, bilinçdışı, sınırlar ve biçim tutkusu isimli bölümler olacak. Sen şimdi gerekli hazırlıkları yap, bu yeni bilgilere yer aç, bu bilgilerin gelip yerleşeceği odacıkları (bal peteği gibi) hazırla ve hatta bu konularla ilgili eski bilgileri biraz ön taraflara çağır ki, okurken bu yeni bilgileri eskilere bağlayalım, güçlü bağlar kuralım, kalıcı olsunlar, üretken olsunlar, yaratıcı olsunlar…

Bütün bunları beyninize böyle anlatmanıza gerek yok, anlatsanız da beyniniz Türkçe bilmediği için anlamayacak. Siz adımları yerine getirin ve ne için olduğunu aklınızda tutun, beyniniz onu anlayıp ne yapması gerektiğini bilecek.

Son bir öneri, beyniniz ne yapacağını bilecek evet, ama azıcık zamana, üstüne yatmaya ihtiyaç duyacak. O yüzden, mümkünse bu ön tanışmayı kitabı okumaya başlamadan bir gün önce yapın. Hatta, yeni aldığınız kitapları ilk elinize aldığınızda bunu yapın, sonra okumaya başlamadan önce bir daha yapın.

Sonra! Sonra okuyun, ön sevişmeden sonra sevişmek gibi olacak. Kitapla sevişmek, hakkıyla, hakkını vererek sevişebilmek ayrı bir yazı konusu 🙂


Notlar: Bu teknikle, ve öğrenme ile ilgili diğer pek çok teknikle ilgili şu online ve ücretsiz eğitimi tavsiye ediyorum: Learning How to Learn (Öğrenmeyi Öğrenmek), haftada 1-2 saat ayırarak 4 haftada bitirilebilecek bir online eğitim – MOOC. Tamamı için Türkçe alt yazı yok ancak ilk bir haftalık bölümün büyük kısmında Türkçe alt yazı vardı diye hatırlıyorum.

Ayrıca, bu ve benzer teknikleri içeren “Öğrenmeyi Öğrenmek” başlıklı bir kaç saatlik bir atölye çalışmasının da hazırlıklarını yapıyorum. Bahara girerken duyurusunu yapmayı ve bu yazıyı buraya kadar sabırla okuyan herkesi de bu çalışmalarda görmeyi umuyorum. Katılmak ve ön kayıt yapmak isteyenler yorum olarak ilgilerini belirtebilir veya bana bir e-mail gönderebilirler: aligulum@aligulum.com

Learning language – Dil öğrenmek

Learning a new language keeps your brain fit and young. Learning new things generally does the job. The more you are unfamiliar with the newly learned topics, the more your brain tries to catch up with you by producing more synapses and by making new connections for learned material. Language learning stimulates different areas in the brain and ensures increased brain activity, which triggers creation of baby synapses and which helps you for in memorizing and creativity. Learning language is also suggested for elder people in preserving brain functions and inhibiting Alzheimer.
Yeni bir dil öğrenmek beyni genç ve zinde tutar. Yeni bir şeyler öğrenmek de benzer bir etki yapıyoru. Öğrenilen şeye ne kadar az aşina iseniz, beyniniz size yetişmek için o kadar uğraşıyor, yeni sinapsisler yaratıyor ve öğrenilenleri birbiri ile bağlıyor. Dil öğrenmek beyinde farklı bölümleri harekete geçiriyor, daha yüksek beyin aktivitesi sağlıyor, yeni sinapsislerin üretilmesini tetikliyor ve tüm bunlar daha iyi bir hafızaya ve yaratıcılıkta artışa sebep oluyor. Yeni bir dil öğrenmek, ileri yaştaki insanlar için de tavsiye ediliyor, hem beynin fonksiyonlarını korumak hem de alzaymır ve benzer hastalıkları engellemek için.

“Feynman” Technique – Tekniği

“The Feynman Technique is a Mental Model named after Richard Feynman, a Nobel Prize Winning Physicist. It is designed as a technique to help you learn pretty much learn anything – so understand concepts you don’t really get, remember stuff you have already learnt, or study more efficiently.” It’s based on the fact that you learn better when you teach, and in this method you assume your are teaching and when you can’t you go back and check/learn the missing point. Visit the site for more information and demonstration video https://mattyford.com/blog/2014/1/23/the-feynman-technique-model

“Feynman Tekniği, ismini Nobel Ödüllü Fizikçi Richard Feynman’dan alan bir ‘Zihin Modeli’. Anlamakta zorlandığınız konular dahil neredeyse herşeyi öğrenebileceğiniz, öğrendiklerinizi daha iyi hatırlayabileceğiniz ve daha etkili çalışacağınız bir yöntem.” Öğretirken daha iyi öğrendiğimiz gerçeğine dayanıyor, ve bu metotla öğretmenlik yaptığınızı varsayıp kendinize anlatıyor, takıldığınızda kaynaklara dönüp eksik olan yerleri kontrol edip/öğreniyorsunuz. Daha fazla bilgi ve uygulama videosunun olduğu sayfanın otomatik çeviri haline şuradan ulaşabilirsiniz: https://goo.gl/1YBvGz

Visualisation – Gözünde Canlandırma

Several studies conclude that visualizing helps in achievement. In the study mentioned below, students who visualize getting A score actually scores better. In another study, students who also visualize the process of getting A score actually scores even better. So, visualize the end result, visualize the process, you will be one step ahead with this.

Study/ İlgili Çalışma; Factors Affecting Students’ Ability to Estimate Angles Theodore J. Branoff, Aaron C. Clark, and William M. Waters, Jr.; mentioned in the book The One Thing / Bir Tek Şey, Gary Keller 

Araştırmalar gözünde canlandırmanın başarıya ulaşma konusunda yardımcı olduğunu gösteriyor. Aşağıda alıntılanan araştırmada, sınavdan A aldıklarını gözünde canlandıranların diğerlerinden daha iyi skorlar aldığı görülmüş. Başka bir çalışmada, A almak için yapılması gerekenleri gözünde canlandıranların daha da iyi notlar aldığı sonucuna varılmış. Ulaşmak istediğiniz sonucu, ve yapmanız gerekenleri gözünüzde canlandırın, size çok yardımı dokunacak.

 

“Sleeping on it” is a real thing! – “Üstüne yatmak” gerçekmiş!

Sleeping is actually helping consolidation of memory. Thinking about the issue before your night sleep or having a nap is helping for new discoveries. For one of the studies search for “Pam Harrison + sleeping”. It is also said that T. Edison and S. Dali, were both aware of this and they were taking a nap consciously to trigger their creativeness. Think the issue you like to solve and sleep on it, or have a nap on it.
Bir fikrin ya da sorunun üzerine düşünerek uyumak veya uyuklamak, beynin bu konu etrafında çalışmaya devam etmesini ve yeni çözümler bulmasını sağlıyor. Bu konudaki araştırmalardan biri için “Pam Harrison + sleeping” kelimelerini aratabilirsiniz. Hem T. Edison hem de S. Dali’nin araştırmalar bunu kanıtlamadan önce bu gerçeğin farkında oldukları ve yaratıcılığı tetiklemek için bilinçli olarak kullandıkları söyleniyor. Uykudan veya uyuklamadan önce çözmek istediğiniz konuları bir süre aklınızdan geçirin.

Underlining & Highlighting – Altını Çizmek & Fosforlu Kalemle Çalışmak

The concept is called ‘illusions of competence’, if you are using a lot of highlighting or underlining, you might be deceiving yourself that you are learning everything you underline. Instead, highlighting should take place after you understand the context, than going back and highlighting/underlining only the key points. On the other hand, annotating helps a lot in learning as you have to process the information to summarize it in a few words. (MOOC – Learning How To Learn, Coursera)

“Yeterlik illüzyonu” olarak adlandırılan bir kavram; eğer bir şeyler okurken çokça altını çiziyor veya fosforlu kalemle işaretliyorsak, aslında kendimizi okuduklarımızı öğrendiğimizi sanacak şekilde kandırıyor olabiliriz. Altını çizme/kalemle işaretleme ancak metnin genelini öğrendikten sonra, geri dönerek en önemli yerleri ikinci turda işaretlediğimizde işe yarıyor. Öte yandan, okuduğumuz cümle ve paragrafları metnin kenarına bir iki kelime ile özetlemek, edindiğimiz bilgiyi önce işlemeyi gerektirdiği için her zaman işe yarıyor.

Diffuse Mode of Brain – Beynin Dağınık Modu


Brain has two modes, focus mode (usually we tend to think that’s the only mode we need) and diffuse mode where your brain is kind of resting but still processing what you’ve recently learned or thought about. Your brain will be in diffuse mode while you relax, walk, exercise, shower, travel, cook, etc. Many activities we do or like to do especially during weekend. And diffuse mode is more about creativity, brings new ideas, solutions. So, if you like to find out an answer this weekend, a new idea or create something new, focus for 25 minutes on it, jot, draw, concentrate and then switch to diffuse mode, enjoy your weekend, and let your brain work on it on the background. (Inspired by Barbara Oakley, Mindshift)

Beynin iki modu var, odaklanmış mod (ki genelde bunun beynin tek fonksiyonu olduğunu düşünürüz) ve dağınık mod. Dağınık modda beyin bir nevi dinlenme evresindedir ama yakın zamanda öğrendiğimiz veya düşündüğümüz şeyleri proses etmeye devam eder. Dinlendiğimizde, yürüdüğümüzde, egzersiz yaptığımızda, duş aldığımızda, seyahat ettiğimizde, yemek pişirdiğimizde vb beyin dağınık modda çalışmaya devam eder. Haftasonu yapmayı sevdiğimiz veya yaptığımız aktiviteler genelde bu modu aktive eder. Dağınık mod aynı zamanda yaratıcılık, yeni fikirler ve çözümler ile ilgilidir. Dolayısıyla, bu haftasonu yeni bir cevap, fikir veya yeni bir şey yaratmak ihtiyacındaysanız, önce 25 dakika bu konuya odaklanın, yazın çizin ve sonra dağınık moda geçip haftasonunun tadını çıkarın, bırakın beyniniz arkada çalışmaya devam etsin. (Barbara Oakley’in Mindshift kitabından esinlenilmiştir)