Chop your learning – Öğrenmeyi parçalara böl

Learning about a material in 6 x 10 minutes, makes learning more permanent (and usable) than learning the same material in 60 minutes at once.

Learning something is a very simple thing, it is also like a very very first step of a long journey. The long journey of being able to use newly learned information and skills when you need it throughout your life. The information has to be recalled from your memory in different occasions and being used as ingredients of a new creation, as new tool, as new add-on to your current mind progresses.

When you learn new things in a rushing mode, at once, it is less likely that you will be able to recall when you need the information. It’s like driving for an hour with speed of 100 miles/hr, and upon arrival trying to remember small details of surroundings around the way of 100 miles. Probably you will be good at recalling last 10 minutes but not the details in first 10 minutes.

Instead, if you drive 10 minutes (still 100 miles per hour is valid, or alternatively you may slow down to enjoy immersion of surroundings into your memory; your choice!), then stop for a while and record your memories in your journey book, you will keep remembering (and be able to use) your notes for much longer time. Good news is that, when you divide your learning, recording into the book of journey is almost automatic as your brain will keep working on this unfinished journey, and keep getting curious about next page (procrastination in purpose). And that makes it to have strong ties in your memory, more ready to serve you when you need it.

Whatever you need to learn, break it into pieces and let your brain to store it properly for later use.

(Learned from MOOC, Learning How to Learn by Dr. Barbara Oakley & Dr. Terrence Sejnowski)


Bir materyali 6 x 10 dakikada öğrenmek, tek bir oturuşta 60 dakikada öğrenmeye göre, çok daha kalıcı (ve kullanılabilir) oluyor.

Bir şey öğrenmek çok basit bir şey, ve aynı zamanda uzun bir yolculuğun en birinci adımı gibi bir şey. Uzun bir yolculuk, öğrenilen bilgi ve becerilerin hayatınız boyunca kullanılabilir olması ile gerçekleşen yolculuk. Bilginin, farklı durumlarda hafızanızdan geri çağrılabilir durumda olması ve zihinsel süreçlerinizde bir yaratıcılık malzemesi, bir araç veya bir eklenti gibi hizmet etmesi demek.

Yeni bir şey öğrenmeyi aceleye getirerek ve bir oturuşta yaptığımızda, bilgiye ihtiyaç duyduğumuzda hafızadan geri çağırabilmek daha az mümkün oluyor. Saatte 160 km ile bir saat araç kullanıp, tüm o 160 km’lik yoldaki küçük detayları hatırlamaya çalışmak gibi. Belki son 10 dakikalık bölümü hatırlamanız daha kolay , ancak ilk 10 dakikalık bölümü hatırlamak çok daha zor olacaktır.

Bunun yerine, 10 dakika araç kullandıktan sonra (gene saatte 160 km hızla olabilir, veya alternatif olarak çevredekilerin zihninizde iyice yer etmesi için daha yavaş kullanarak, tercih sizin) bir süre durursanız ve gördüklerinizi seyahat defterine not ederseniz, bunları hem daha uzun süre hatırlayacak hem de kullanabilir olacaksınız. İyi haber şu, öğrenmeyi parçalara böldüğünüzde, seyahat defterine not düşme işi neredeyse otomatik olarak gerçekleşiyor çünkü beynimiz arka planda o bitmemiş konuyu düşünmeye devam ediyor ve bir sonraki adımda ne gelecek diye merak ediyor (bir nevi bilinçli erteleme). Bu süreç, öğrenilen şeyin hafızada çok daha güçlü bağlar oluşturmasını sağlıyor, böylece ihtiyaç duyduğunuzda size hizmet etmeye hazır daha fazla ve kullanışlı bilgi oluyor.

Öğrenmek istediğiniz şey her ne ise, onu parçalara bölün ve beyninizin doğru bir depolama yapabilmesi için ona fırsat tanıyın.

(Öğrendiğim kaynak MOOC, Learning How to Learn by Dr. Barbara Oakley & Dr. Terrence Sejnowski)

You have a genius, if you call! Bir dâhiye sahipsin, çağırırsan gelir!

You can actually call your genius, it will respond if you do it correctly.

Elizabeth Gilbert starts her TED Talk, “Your Elusive Creative Genius” by describing how ‘having a genius’ turned into ‘being a genius’ with the Renaissance and put an unbelievable pressure on us. In some ways this small change from ‘having’ to ‘being’ stopped many of us from trying to be creative in our areas. Once you ask whether you are a genius or not, first thing you do is to compare yourself with well known geniuses (Leonardo Da Vinci, Newton, Einstein, Michelangelo, Kasparov, Chomsky, Hawking or whoever you call to your interest) and probably end up admitting that you are not, which then sets a mind barrier in trying to perform your best, create your best, or start your dream (Salto Mortale).

Instead of asking with ‘being or not’, if you ask whether you have a genius or not, the story is changing dramatically. Think of some moments, when you had some inspiration and created small like a bits of something which might be as small as a single idea in a meeting, a creative new way of doing a task in different way, few nicely created words for your beloved, anything. I guess you’ve already counted several, if so, here is the good news, that inspiration is given to you by your genius! Yes you have it too!

Now, how to call your genius? Think your genius as your team member. Teams exist around an objective. Whatever you objective is, your job, your meaningful action, just do it (Gilbert says ‘just do your job’), start doing it, keep doing it, get better at it, and at some point your genius will appear to play her own role and bring herself, bring your genius to you.

Dâhinizi gerçekten çağırmanız mümkün, doğru yaparsanız çağrınıza karşılık verecektir.

Elizabeth Gilbert, “Ele Gelmez Yaratıcı Dâhiniz” isimli TED konuşmasına (linke tıklayarak doğrudan Türkçe alt yazılı versiyona ulaşabilirsiniz, başlık ‘Deha Üzerine’ diye çevrilmiş ama benim çevirimin daha doğru olduğunu düşünüyorum) ‘dâhiye sahip olmak’ ifadesinin Rönesans ile birlikte nasıl ‘dâhi olmak’ ifadesine dönüştüğünü ve bunun üzerimizde nasıl bir baskı kurduğunu anlatarak başlıyor. ‘Sahip olmak’ ile ‘olmak’ arasındaki küçük değişim, bir bakıma pek çoğumuzu kendi alanlarımızda yaratıcı olmaya çalışmaktan alıkoydu. Bir dâhi olup olmadığınızı sorduğunuzda, muhtemelen ilk yapacağınız şey kendinizi bilinen dâhilerle (Leonardo Da Vinci, Newton, Einstein, Michelangelo, Kasparov, Chomsky, Hawking veya kendi ilgi alanınızda aklınıza kim geliyorsa) karşılaştırmak ve dâhi olmadığınıza karar vermek olacaktır. Bu da bir nevi zihinsel bariyer oluşturacak, en iyisini yapmaya çalışmanızı, en iyisini yaratmanızı veya hayallerinize giden yolda adım atmanızı (Salto Mortale) engelleyecektir.

Eğer ‘olmak ve olmamak’ şeklinde sormak yerine, dâhiye sahip olup olmadığınızı sorarsanız hikayenin şekli tamamen değişiyor. Küçük şeyler yaratmanıza vesile olan esinlenmeler yakaladığınız anları düşünün; bir toplantıda yarattığınız minicik bir fikir, bir işi başka türlü yapmak için bulduğunuz yeni bir yöntem veya sevdiğiniz biri için yarattığınız birkaç kelime güzel söz. Herhangi bir şey. Tahmin ediyorum bir kaç şey aklınıza gelmiştir. Eğer öyleyse, işte size güzel haber, o esinlenmeler size dâhiniz tarafından verildi! Evet sizin de bir dâhiniz var!

Şimdi, dâhinizi nasıl çağıracaksınız? Dâhinizi ekip üyesi gibi düşünün. Ekipler bir amaç etrafında var olurlar.  Amacınız her ne ise, işiniz, hayatınıza anlam katan eylemleriniz, her ne ise, onu yapın, yapmaya başlayın, yapmaya devam edin, o işi yapmakta daha iyi hale gelin ve bir noktada dâhiniz ortaya çıkacak ve kendine düşen kısmı yapacak, dâhinizi size getirecek.

Creativity & Mistakes – Yaratıcılık & Hatalar

It’s only a recent discovery for me to learn that creativity is not about being a creative person but rather working and keeping working through an objective. Or having a question put on the table in front of your eyes and then starting to seek answers. Nothing can be created without starting and trying. And we can’t get better if we don’t start making mistakes. So, put the question, start making mistakes, seek for the answers and choose the best fit. Few more words from S.Adams about the quote and leadership: “…we’re all idiots and we’re going to make mistakes. That’s not necessarily bad… Keep your people fresh, happy and efficient. Set a target, then get out of the way. Let art happen. Sometimes idiots can accomplish wonderful things.”

Yaratıcılığın sadece yaratıcı kişilere özgü bir özellik olmadığını çok yakın zamanda farkettim. Yaratıcılık kişiyle ilgili değil, çalışmak ve bir hedefe doğru çalışmakla ilgili. Veya masanın üstüne, gözlerinin tam önüne bir soru koymak ve ona cevap aramakla ilgili. Başlamadan ve denemeden hiçbir şey yaratılamaz. Ve hata yapmaya başlamazsak daha iyi hale gelemiyoruz. Kısacası, soruyu sor, hata yapmaya başla, cevapları ara ve en iyi cevabı seç. S. Adams’tan alıntı ve liderlikle ilgisine dair birkaç söz daha: “…hepimiz ahmağız ve hepimiz hatalar yapacağız. Bu illa kötü bir şey demek değildir… Çalıştığınız insanları taze, mutlu ve etkin tutun. Bir hedef belirleyin, sonra yoldan çekilin. Bırakın sanat kendini göstersin. Bazen ahmaklar şahane işler başarabilir.” 

Learning language – Dil öğrenmek

Learning a new language keeps your brain fit and young. Learning new things generally does the job. The more you are unfamiliar with the newly learned topics, the more your brain tries to catch up with you by producing more synapses and by making new connections for learned material. Language learning stimulates different areas in the brain and ensures increased brain activity, which triggers creation of baby synapses and which helps you for in memorizing and creativity. Learning language is also suggested for elder people in preserving brain functions and inhibiting Alzheimer.
Yeni bir dil öğrenmek beyni genç ve zinde tutar. Yeni bir şeyler öğrenmek de benzer bir etki yapıyoru. Öğrenilen şeye ne kadar az aşina iseniz, beyniniz size yetişmek için o kadar uğraşıyor, yeni sinapsisler yaratıyor ve öğrenilenleri birbiri ile bağlıyor. Dil öğrenmek beyinde farklı bölümleri harekete geçiriyor, daha yüksek beyin aktivitesi sağlıyor, yeni sinapsislerin üretilmesini tetikliyor ve tüm bunlar daha iyi bir hafızaya ve yaratıcılıkta artışa sebep oluyor. Yeni bir dil öğrenmek, ileri yaştaki insanlar için de tavsiye ediliyor, hem beynin fonksiyonlarını korumak hem de alzaymır ve benzer hastalıkları engellemek için.

Childlike Creativity – Çocuksu Yaratıcılık

Oakley is using it in the context of memorizing things for long term by creatively associating things we learn with different memorable images. Yet, the sentence itself is a great one for other areas of creativity too. Just reach out.
For more / Daha fazlası için: MOOC in Coursera, Learning How to Learn, University of California, Barbara Oakley, Terrence Sejnowski

Oakley cümleyi aslında uzun süreli hafıza oluşturabilmekle ilgili kuruyor; öğrendiğimiz şeyi hatırlanabilir ve abartılı görsellerle yaratıcı olarak birleştirmek onları hafızada kalıcı hale getiriyor. Ancak cümle kendi başına yaratıcılıkla ilgili olsa sa, diğer alanlar için de geçerli diye düşünüyorum.

“Sleeping on it” is a real thing! – “Üstüne yatmak” gerçekmiş!

Sleeping is actually helping consolidation of memory. Thinking about the issue before your night sleep or having a nap is helping for new discoveries. For one of the studies search for “Pam Harrison + sleeping”. It is also said that T. Edison and S. Dali, were both aware of this and they were taking a nap consciously to trigger their creativeness. Think the issue you like to solve and sleep on it, or have a nap on it.
Bir fikrin ya da sorunun üzerine düşünerek uyumak veya uyuklamak, beynin bu konu etrafında çalışmaya devam etmesini ve yeni çözümler bulmasını sağlıyor. Bu konudaki araştırmalardan biri için “Pam Harrison + sleeping” kelimelerini aratabilirsiniz. Hem T. Edison hem de S. Dali’nin araştırmalar bunu kanıtlamadan önce bu gerçeğin farkında oldukları ve yaratıcılığı tetiklemek için bilinçli olarak kullandıkları söyleniyor. Uykudan veya uyuklamadan önce çözmek istediğiniz konuları bir süre aklınızdan geçirin.

Procrastination for creativity – Yaratıcılık için erteleme

When you finish a task, your brain also categorize it as finished and in a way stops processing and generating new ideas about. It’s said that Martin Luther King did not finish preparing his speech until last moment, kept his brain working on the speech and that’s how he ended up finding famous “I have a dream” words while he speaks. So, if you are trying to create something new, give breaks in the process and have your brain keep working on it in the background. (One of the suggestions from the writer of Originals, Adam Grant. Here is an inspiring TED Talks from him: https://www.youtube.com/watch?v=fxbCHn6gE3U)

Bir görevi bitirdiğinizde, beyniniz onu bitmiş bir iş gibi kategorize ediyor ve bu konuda yeni fikirler geliştirmeye ara veriyor. Martin Luther King’in meşhur konuşmasının hazırlığını son dakikaya kadar bitirmediği, bu yolla son dakikaya kadar geliştirebildiği ve belki de bu sayede, konuşmasının taslağında olmayan “benim bir hayalim var” sözlerini bulabildiği söyleniyor. Dolayısıyla, eğer yeni bir şey yaratmak, üretmek istiyorsanız, süreç içinde ara vermek ve beynin arka planda (dağınık mod) çalışmasına izin vermek gerekiyor. (Orijinaller’in yazarı Adam Grant’tan bir tavsiye. TED Talks linki: https://www.youtube.com/watch?v=fxbCHn6gE3U)