π career vs T career! π kariyer T kariyere karşı!

Have you heard about Singapore paying bonus to all its citizens after surplus budget? They call it hongbao, and hongbao is surely something unusual, and something sounding like a dream to many in living other countries.

Of course there should be many reasons behind this, i will only refer to one, quoting from Dr. Barbara Oakley’s book Mindshift:

“An important part of what Singapore is doing right may relate to how it is approaching learning lifestyles and career resilience” which is handled as ” “tripartism”—a meeting of minds among government, unions, and business employers….

Traditionally, career development in Singapore, as elsewhere, has been thought of as a “T” shaped trajectory, with one “deep” area of expertise, and many lesser areas of knowledge and interest…. (Singapore parliament member) Patrick Tay has championed a “π” shaped approach to career building—two areas of deep knowledge, balanced by a modicum of knowledge and ability in other areas. Also known as “second-skilling,” this approach to careers builds in resiliency and flexibility in the face of society’s rapid growth and change.”

Your second skill, or second leg of your π, can be anything in your interest area, a hobby or something that will help you in career change. The more it’s different to your original area, the more it will help you in creativity and productivity. It will also feed your current job by expanding your scope and bringing new ways of thinking processes to your life. Moreover, it will serve you as a back-up plan in case developing technologies make your job absolute in the future.

What’s your second skill? What you like to add to your T to make it a π?

If you like to learn more about π vs T, I recommend Oakley’s book, or great MOOC I recently completed by Dr. Barbara Oakley & Dr. Terrence Sejnowski, MINDSHIFT – Break Through Obstacles to Learning and Discover Your Hidden Potential, McMaster University.

Singapur’un bütçesinde verdiği fazlalık sonrası tüm vatandaşlarına prim dağıttığını duydunuz mu? Hongbao dedikleri bu uygulamanın alışık olduğumuz bir şey olmadığı, ve başka ülkelerde yaşayan pek çoğumuz için rüya gibi şey olduğu kesin.

Bu başarının arkasında elbette pek çok şey olmalı, ben burada bunlardan bir tanesine değineceğim. Alıntılar Barbara Oakley’in Mindshift isimli kitabından (kitabın Türkçe çevirisi henüz yok maalesef, bu bölümü ben çevirdim).

“Singapur’un doğru yaptığı bu işin önemli bir kısmı öğrenme yaşam tarzına ve kariyerin değişime ayak uydurmasına nasıl yaklaştığıdır” ve bu yaklaşım ” “üçpaydaşlık” – hükümet, sendikalar ve işverenlerin ortak aklı ile yapılan toplantılar yoluyla yürütülüyor…

Geleneksel olarak, başka her yer yerde olduğu gibi, Singapur’da da kariyer gelişimi “T” şekilli olarak ele alınıyordu, “derin” bir uzmanlık alanı, ve daha küçük bilgi ve ilgi alanları… (Singapur meclisi milletvekili) Patrick Tay, kariyer gelişimine “π” şekilli bir yaklaşım getirdi – başka alanlardan bilgi ve becerilerle dengelenmiş, iki alanda derin bilgi. “İkinci-beceri” olarak da bilinen bu yaklaşım, toplumun yüz yüze olduğu hızlı değişim ve büyüme sürecinde kariyere esneklik ve direnç getirir.”

İkinci beceriniz, veya π’nin ikinci bacağı, ilgi alanınız olan herhangi bir şey, bir hobi veya kariyer değişikliğinde size yardımcı olabilecek bir konu olabilir. Seçtiğiniz konu, esas alanınızdan ne kadar farklı olursa, bu farklılık size üretkenlik ve yaratıcılık anlamında o kadar çok şey getirecektir. İkinci bacak, aynı zamanda, mevcut işinizi de besleyecek, yeni düşünme süreçlerini davet edecek, ve yeni bir bakış açısı sağlayacaktır. Dahası, şu an yaptığınız işin gelişen teknoloji ile işlevsiz hale gelmesi riskine karşı bir nevi yedek plan görevi görecektir.

İkinci beceriniz nedir? Sahip olduğunuz “T”yi, π’ye çevirmek için ne eklemek istersiniz?

π – T karşıtlığı ile ilgili daha fazla bilgi edinmek için Oakley’in kitabını öneriyorum. Bir başka seçenek de benim de yakın zamanda keyif alarak bitirdiğim MOOC‘u coursera üzerinden almak olabilir: MINDSHIFT – Break Through Obstacles to Learning and Discover Your Hidden Potential, McMaster University, Dr. Barbara Oakley & Dr. Terrence Sejnowski.

Motivation is Motive & Action! Motivasyon, Motif & Aksiyon demektir!

Motivation is actually two words ‘motive’ and ‘action’. When we use the word in its current situation as one word, it seems that we are missing a great sense in it. Once it’s divided into two, you start thinking about both of the words. Hopefully, also start asking yourself both questions associated with each of the words:

  • What’s my motive?
  • What’s my action?

Having both of the questions in mind is obviously bringing at least 1 more answer compared to a single question like “what’s my motivation?”. (Once you divided the word into to, this question sound a bit lame, no?)

And here is a surprise and a very useful perspective; you may also reverse the order of the question. If you have difficulty to answer the first question, you may start getting into action and invite motive to arrive later on. By action here, I mean both physical action and getting into action. Physical action might be as simple as doing some physical exercise which will trigger more brain activity helping you to find the motive you seek for. Getting into action on the other hand will accumulate expertise, insights into what you are doing and soon it will simply create call-to-action for the genius in you.

So, stop trying to find an answer to the general question of “what’s my motivation?”, and start asking:

“What’s my motive?” & “What’s my action?”

or if you have difficulty with this order, simply get into action and search for the motive.

Also, ask the questions or remind the answer to yourself frequently as motivation is like bathing, it doesn’t last.

Inspired by Adam Khoo in bonus track of MOOC course Mindshift: Break Through Obstacles to Learning and Discover Your Hidden Potential, where he says “motivation is motive plus action”

Motivasyon aslında iki kelimenin bir araya gelmesinden oluşmuştur. “Motif, güdü” ve “aksiyon, eylem”. Kelimeyi mevcut halinde tek kelime olarak kullandığımızda, sanki esas gücünü kaybediyoruz gibi. İkiye böldüğümüz anda ise her iki kelime ile ilgili ayrı ayrı düşünmeye başlıyoruz. Bir sonraki adım olarak yapılabilecek şey de kendimize bu iki kelime ile ilgili şu iki soruyu sormak olacaktır:

  • Motifim, güdüm, amacım ne?
  • Aksiyonum, eylemim ne?

İki soru soruyor olmak, elbette ki şu bir tek soruya göre en azından bir tane daha fazla cevap bulmamızı sağlayacak: “motivasyonum ne?”. (İkiye bölünmüş sorulara göre biraz da yavan bir soru gibi görünüyor şimdi)

Ve bu noktada, ilginç bir sürpriz, yeni bir perspektif daha ortaya çıkıyor; bu iki sorunun yerlerini değiştirebiliyorsunuz. Eğer birinci soruya cevap vermekte zorlanıyorsanız, doğrudan eyleme geçebilir ve motifi size yetişmek üzere davet edebilirsiniz. Buradaki eylem kelimesi, hem fiziksel eylem hem de üzerinde çalışmaya başlamak anlamında. Fiziksel aktivite, egzersiz yapmak kadar basit olabilir. Egzersiz beyin aktivitesini de artıracak ve aradığınız motifi bulmanız konusunda size yardımcı olacaktır. Üzerinde çalışmaya başlamak ise, deneyim biriktirmenize sebep olacak, konuyla ilgili iç-görünüzü artıracak ve içinizdeki dâhiyi ortaya çıkmak üzere davet edecek.

Dolayısıyla, “motivasyonum ne?” gibi genel bir soruya cevap aramayı bırakmalı ve şu iki soruyu sormaya başlamalıyız:

“motifim ne?” & “eylemim ne?”

veya, bu sıralama hoşunuza gitmiyorsa, terse çevirin, doğrudan eyleme geçin ve motifi aramaya başlayın.

Ve bu soruları sıkça sorun veya cevaplarınızı sıkça kendinize hatırlatın, çünkü motivasyon banyo yapmak gibidir, etkisi kalıcı değildir.

Self-talk! İç-ses!

“Inner Voice” or “self-talk” is one of the greatest natural hand we have, provided that we think “things around us are great”. When inner voice talks positively, it increases and ensures self-confidence.

When talking positively, it says for example:

  • I’m at peace with myself, I love my family, friends
  • I’m part of a great team, everyone loves me, I love everyone
  • I do my job very well
  • My clients, my colleagues, my students, my friends… learn a lot from me
  • Today, I’m going to learn a lot from my colleagues, students, clients, friends
  • Today, I feel great and everything will be great

On the other hand, when things are not going great (or when we think that things are not going great), self-talk works like a destructive enemy and attacks our self-confidence.

If we pay attention, we catch the negative self-talk, for example, saying the following:

  • Life is very difficult, family, friends, work everything have to be handled continuously
  • Nobody is doing his/her job, it’s again me… this is no my job (generalization, closing self to opportunities)
  • What if I’m not good at my job, do I have a problem (questioning self)
  • My friends, my clients, my students, my colleagues… will be bored again, time will not pass (negative conditioning)
  • Everyone keeps repeating the same things, nothing new (closing self for opportunities)
  • Things are not like the way I like, I should do something tomorrow (procrastination!)
  • I don’t really feel good today, it will be a long day

Positive or negative, each way of self-talk is determining what your brain will do as a response. Many scientific research, especially on the field of neuroscience, prove that our brain is very quickly and perfectly responding our feelings caused by either of the self-talk we have;

  • In case of positive talk, our brain interprets our feelings as “act, good things will happen, think and find something new for greatness”, takes it as an order, starts working, and provides us alternative solutions and opportunities
  • In case of negative talk, however, our brain interprets our feelings, as “there is nothing to be done, no need to keep working, stop”, takes it as an order, and simply stops and closes itself for any possible opportunity or solution.

Which one is better for yourself?

Today, (and tomorrow, and the day after, and the day after that),
WHICH ONE YOU ARE GOING TO CHOOSE?

And here are 4 things you can do to transform through positive self-talk: (from reachout.com)

  1. Listen, hear what you are saying to yourself. In case you catch negative self-talk, accept that this is a problem, and you need to solve it!
  2. Question the negative self-talk, challenge yourself: Is there actual evidence for what I’m thinking? What would I say if a friend were in a similar situation? Is there a more positive way of looking at this? Am I keeping everything in perspective? Can I do anything to change what I’m feeling bad about?
  3. Change your self-talk, replace negative talks with positive ones
  4. ACT NOW, MOVE, GO GO GO!

———————–

“İç Ses” veya “kendi kendine içinden konuşmak” diye çevirebileceğimiz ‘self-talk’, işler yolundayken bizim en büyük yardımcılarımızdan biridir, pozitif bir dille bizimle konuşur, ve kendimize olan güvenimizin perçinlenmesini sağlar.

Örneğin, bize şunları veya benzerlerini söyler: 

  • Hayatımla barışığım, ailemi, arkadaşlarımı seviyorum
  • Çok şahane bir ekibin parçasıyım, herkes beni seviyor, ben herkesi seviyorum
  • İşimi çok iyi yapan biriyim
  • Müşterilerim, öğrencilerim, iş arkadaşlarım, arkadaşlarım… benden çok şey öğrenirler
  • Bugün, arkadaşlarımdan, iş arkadaşlarımdan, öğrencilerimden, müşterilerimden çok şey öğreneceğim
  • Bugün iyi hissediyorum, ve her şey güzel olacak

Öte yandan, işlerin istediğimiz gibi gitmediği (veya gitmediğini düşündüğümüz) zaman, ‘self-talk’, bu defa bir nevi kendimize olan güveni yıkmaya adanmış bir düşman gibi bizi aşağıya çeker.

Dikkatli olursak, kendisini şöyle şeyler söylerken yakalayabiliriz;

  • Hayat çok zor; aile, iş, arkadaşlar her şeyle sürekli uğraşmak gerekiyor
  • Kimse işini yapmıyor, gene tek başımayım / bu benim işim değil (genelleme, kendini fırsatlara kapatma)
  • Acaba ben bu işi yapamıyor muyum, bende mi bir sorun var (kendini sorgulama)
  • Arkadaşlarım, müşterilerim, öğrencilerim, iş arkadaşlarım… gene benden sıkılacaklar, zaman geçmek bilmeyecek (negatif şartlanma)
  • Herkes aynı şeyleri söyleyip duruyor, çık sıkıcı (kendini fırsatlara kapatma)
  • Bir şeyler istediğim gibi gitmiyor, bugünü de atlatayım yarın bir şeyler yaparım (erteleme!)
  • Bugün pek iyi hissetmiyorum, çok uzun bir gün olacak

Pozitif veya negatif, bu iki farklı kendi kendine konuşma durumu doğrudan beynin bir sonraki adımda ne yapacağını belirliyor. Özellikle nöroloji alanında yapılan pek çok çalışma, beynin bu kendi kendine konuşmalar sırasında hissettiğimiz duygulara uygun davranışı çok çok hızlı şekilde geliştirdiğini ve gösterdiğini kanıtlıyor.

  • Pozitif konuşmada, beyin hissettiklerimizi, “yap, çok güzel şeyler olacak, düşün ve güzel şeyler için hemen bir şey bul” emri gibi algılıyor ve basitçe bu emri uyguluyor, çalışıp size sürekli alternatif fırsat ve çözüm sunuyor.
  • Negatif konuşmada, beyin hissettiklerimizi, “yapacak bir şey yok, elden bir şey gelmiyor, boşuna çalışma, düşünmene gerek yok, dur” emri gibi algılıyor ve basitçe bu emri uyguluyor. Duruyor ve kendini tüm fırsat ve çözümlere kapatıyor.

Hangisi sizin için daha iyi?

Bugün (ve yarın ve ondan sonraki gün ve ondan sonraki gün),
HANGİSİNİ TERCİH EDECEKSİNİZ?

Pozitif iç sese doğru gitmek için yapabileceğiniz 4 şey: (reachout.com sitesinden)

  1. Dinleyin; kendinize ne söylüyorsunuz? Negatif konuşma yakalıyorsanız, bunun bir problem olduğunu ve çözmeniz gerektiğini kabul edin!
  2. Negatif konuşmayı sorgulayın, kendinize meydan okuyun: düşündüğüm şeyle ilgili gerçekten bir kanıt var mı? Aynı durumda bir arkadaşım olsa ona ne derdim? Bu duruma pozitif bakmanın bir yolu var mı? Her şeyi dikkate alıyor muyum? Nasıl hissettiğimi değiştirmek için yapabileceğim bir şey var mı?
  3. Negatif cümleleri, pozitiflerle değiştirin
  4. ŞİMDİ HAREKETE GEÇİN

You have a genius, if you call! Bir dâhiye sahipsin, çağırırsan gelir!

You can actually call your genius, it will respond if you do it correctly.

Elizabeth Gilbert starts her TED Talk, “Your Elusive Creative Genius” by describing how ‘having a genius’ turned into ‘being a genius’ with the Renaissance and put an unbelievable pressure on us. In some ways this small change from ‘having’ to ‘being’ stopped many of us from trying to be creative in our areas. Once you ask whether you are a genius or not, first thing you do is to compare yourself with well known geniuses (Leonardo Da Vinci, Newton, Einstein, Michelangelo, Kasparov, Chomsky, Hawking or whoever you call to your interest) and probably end up admitting that you are not, which then sets a mind barrier in trying to perform your best, create your best, or start your dream (Salto Mortale).

Instead of asking with ‘being or not’, if you ask whether you have a genius or not, the story is changing dramatically. Think of some moments, when you had some inspiration and created small like a bits of something which might be as small as a single idea in a meeting, a creative new way of doing a task in different way, few nicely created words for your beloved, anything. I guess you’ve already counted several, if so, here is the good news, that inspiration is given to you by your genius! Yes you have it too!

Now, how to call your genius? Think your genius as your team member. Teams exist around an objective. Whatever you objective is, your job, your meaningful action, just do it (Gilbert says ‘just do your job’), start doing it, keep doing it, get better at it, and at some point your genius will appear to play her own role and bring herself, bring your genius to you.

Dâhinizi gerçekten çağırmanız mümkün, doğru yaparsanız çağrınıza karşılık verecektir.

Elizabeth Gilbert, “Ele Gelmez Yaratıcı Dâhiniz” isimli TED konuşmasına (linke tıklayarak doğrudan Türkçe alt yazılı versiyona ulaşabilirsiniz, başlık ‘Deha Üzerine’ diye çevrilmiş ama benim çevirimin daha doğru olduğunu düşünüyorum) ‘dâhiye sahip olmak’ ifadesinin Rönesans ile birlikte nasıl ‘dâhi olmak’ ifadesine dönüştüğünü ve bunun üzerimizde nasıl bir baskı kurduğunu anlatarak başlıyor. ‘Sahip olmak’ ile ‘olmak’ arasındaki küçük değişim, bir bakıma pek çoğumuzu kendi alanlarımızda yaratıcı olmaya çalışmaktan alıkoydu. Bir dâhi olup olmadığınızı sorduğunuzda, muhtemelen ilk yapacağınız şey kendinizi bilinen dâhilerle (Leonardo Da Vinci, Newton, Einstein, Michelangelo, Kasparov, Chomsky, Hawking veya kendi ilgi alanınızda aklınıza kim geliyorsa) karşılaştırmak ve dâhi olmadığınıza karar vermek olacaktır. Bu da bir nevi zihinsel bariyer oluşturacak, en iyisini yapmaya çalışmanızı, en iyisini yaratmanızı veya hayallerinize giden yolda adım atmanızı (Salto Mortale) engelleyecektir.

Eğer ‘olmak ve olmamak’ şeklinde sormak yerine, dâhiye sahip olup olmadığınızı sorarsanız hikayenin şekli tamamen değişiyor. Küçük şeyler yaratmanıza vesile olan esinlenmeler yakaladığınız anları düşünün; bir toplantıda yarattığınız minicik bir fikir, bir işi başka türlü yapmak için bulduğunuz yeni bir yöntem veya sevdiğiniz biri için yarattığınız birkaç kelime güzel söz. Herhangi bir şey. Tahmin ediyorum bir kaç şey aklınıza gelmiştir. Eğer öyleyse, işte size güzel haber, o esinlenmeler size dâhiniz tarafından verildi! Evet sizin de bir dâhiniz var!

Şimdi, dâhinizi nasıl çağıracaksınız? Dâhinizi ekip üyesi gibi düşünün. Ekipler bir amaç etrafında var olurlar.  Amacınız her ne ise, işiniz, hayatınıza anlam katan eylemleriniz, her ne ise, onu yapın, yapmaya başlayın, yapmaya devam edin, o işi yapmakta daha iyi hale gelin ve bir noktada dâhiniz ortaya çıkacak ve kendine düşen kısmı yapacak, dâhinizi size getirecek.

Challenge Network – Meydan Okuma Ağı

“A challenge network is the group of people that you trust to push you to get better. They tell you the stuff you don’t want to hear, but need to hear. Support network on the other hand is our cheerleaders to whom we go to complain and get assurance. Our friends. Our favorite like-minded colleagues. Mom.” These are abstracts from Adam Grant’s podcast, “how to love criticism”.

Both looks positive and probably we need both of them in different circumstances. If we are seeking a temporary comfort we may surely go for support and it seems that when we are not consciously careful about which one to choose, we have a natural tendency for this one. We also have a natural tendency to avoid people criticizing us, we tend to drop them from our lives or avoid them at all cost, proven by a study as Grant credits; “we drop people who give us critical feedback”.

If we are seeking improvement, progress, growth, develop ourselves and our work, than the logical and necessary group to choose is challenge network. Embracing feedback is not always easy, and even quite challenging sometimes, yet they serve as trigger to start process for improvement.

Take a deep breath, and knock on the doors of your challenge group.

Hear the feedback, accept, and start utilizing.

“Meydan okuma ağı, sizin daha iyi olmanız için sizi teşvik eden güvendiğiniz insan grubudur. Sizin duymak istemediğiniz ama duymaya ihtiyacınız olan şeyleri söylerler. Öte yandan, destek ağı, şikayetlerimizi ilettiğimiz ve güvence elde ettiğimiz amigolardan oluşur. Arkadaşlarımız. Bizim gibi düşünen iş arkadaşlarımız. Annemiz.” Bu tanımlar, Adam Grant’in “eleştiriyi nasıl severiz” isimli internet yayınından.

Her ikisi grup da pozitif görünüyor ve muhtemelen farklı durumlarda her ikisine de ihtiyaç duyuyoruz. Eğer geçici bir rahatlama arıyorsak, tabi ki destek ağındakileri tercih edebiliriz. Ve öyle görünüyor ki, bilinçli olarak hangisini seçtiğimize dikkat etmediğimizde, destek ağındakileri seçmeye yönelik doğal bir eğilimimiz var. Grant’ın linkini verdiği bir araştırmaya göre de, (bize eleştirel geri bildirim verenleri hayatımızdan atıyoruz), bizi eleştiren insanlardan kaçınmak, onları hayatımızdan atmak veya olabildiğince kaçınmak üzere doğal bir eğilimimiz var.

Eğer, gelişim, ilerleme, büyüme, kendimizi veya işimizi geliştirmek gibi arayışlarımız varsa, mantıklı olan ve gereksinim duyduğumuz meydan okuma ağını seçmek olacaktır. Geri bildirimi kucaklamak her zaman kolay değildir, hatta bazen ciddi bir zorluktur, ancak geri bildirim gelişim sürecini başlatan eşsiz bir araçtır.

Derin nefes alın, meydan okuma ağınızdakilerin kapısını çalın.

Geri bildirimi duyun, kabul edin, ve faydalanmaya başlayın.

Be a baby monkey! – Yavru maymun ol!

When it comes to a change, challenge, stressful situation and so on, we show a business attitude of a baby monkey or a kitten. This is from Michael Michalko, writer of the book Thinkertoys. He describes as «if a small kitten is confused or in danger, it will do nothing but mew until his mother comes and carries it to safety. By contrast, a baby monkey will run to its mother and jump on her back at the first sign of trouble».

Michalko says that your choice of attitude is going to determine your potential for innovation, creativity, success in your field and whether you will have original ideas to improve your business or personal life or not. And he is putting it as a simple choice of the first action, the first step, the beginning of everything. It’s not an identification of you, not a characteristics you are born with but just a choice of an attitude. Need an improvement in any of the areas mentioned?

Be the baby monkey, avoid being a kitten!

İş hayatında, değişim, zorluk, stresli bir durum vs ile karşılaştığımızda, ya yavru bir kedinin veya yavru bir maymunun davranışını sergiliyoruz. Thinkertoys isimli kitabın yazarı Michael Michalko’dan, ve şöyle tanımlıyor: «Eğer yavru bir kedi ne yapacağını bilmez halde kalır veya tehlike sezerse, hiçbir şey yapmayacak ve annesi gelip onu güvenli bir bölgeye taşıyana kadar miyavlayacaktır. Tersine, yavru bir maymun sıkıntılı bir durumun ilk işaretinde annesine koşacak ve onun sırtına çıkacaktır».

Michalko, hangi davranışı seçtiğimizin, bizim yaratıcılık, yenilik, alanımızda başarılı olma ve iş veya özel hayatımızı iyileştirmek için orijinal fikirler üretebilip üretemeyeceğimizi belirlediğini söylüyor. Ve bunu, aslında basit bir ilk adım tercihi gibi tanımlıyor, her şeyin başlangıcı gibi. Bu tercih beraber doğduğumuz bir karakter veya kişilik özelliği değil, sadece basit bir davranış tercihi.

Belirtilen alanlardan herhangi birinde iyileşmeye ihtiyacınız varsa, basitçe yavru kedi olmaktan uzaklaşıp yavru bir maymun gibi davranın, harekete geçin!

You are lucky! – Şanslı Birisin!

Richard J. Wiseman run an experiment with 400 volunteers few years ago. He gave both lucky and unlucky people a newspaper, and asked them to count number of photographs in the newspaper. People calling them ‘unlucky’ were counting in an average of two minutes, while ‘lucky’ ones in few second. Because, the second page of the newspaper contained a half of a page section saying ‘stop counting – there are 43 photographs in this newspaper’. Wiseman describes this as a case for ‘chance of opportunities’. When you call yourself ‘lucky’ it’s like asking your brain to open up for potential opportunities, and your brain will simply follow its only commanders’ orders and seek for opportunities, solutions. On the other hand, if you call yourself ‘unlucky’, your brain will still keep your order and stop thinking, working on potential opportunities, solutions as it will interpret your feelings as ‘no need to work’.

So, still want to call yourself unlucky? Surely not, have a lucky week.

Richard J. Wiseman, bundan birkaç yıl önce 400 gönüllü ile bir deney yapar. Kendine şanslı ve şanssız diyen insanlara bir  gazete verir ve gazetedeki fotoğrafları saymalarını ister. Kendine ‘şanssız’ diyenler fotoğrafları saymayı ortalama 2 dakikada bitirirken, kendine ‘şanslı’ diyenler birkaç saniyede bitirir. Çünkü, gazetenin ikinci sayfasında, yarım sayfa büyüklüğünde bir bölüm vardır, ve şöyle yazmaktadır “saymayı bırakın, bu gazetede 43 fotoğraf var”. Wiseman bunu ‘fırsatların şansı’ olarak adlandırıyor. Kendinize ‘şanslı’ dediğinizde, bu beyninize olası fırsatlar için hazır olmasını söylüyor, ve beyniniz kendisinin tek komutanının emrini yerine getiriyor, fırsat ve çözümleri arıyor. Öte yandan, kendinize ‘şanssız’ dediğinizde, beyin elbette gene sizin emrinizi dinliyor ve düşünmeyi, potansiyel fırsat ve çözümleri aramayı durduruyor, çünkü sizin duygunuzu ‘çalışmaya gerek yok’ diye yorumluyor.

Şimdi kendinize hala ‘şanssız’ demek istiyor musunuz? Elbette hayır diyeceksinizdir, o zaman şans dolu bir haftanız olsun.