Presentation is a tool! – Sunum bir araçtır!

I confess, this one is not a recent discovery, yet, something that keeps showing itself in many different occasions. People are so much concentrating on the presented material and themselves that they are forgetting the most important question: ‘what do I want to achieve at the end of this presentation?’. There is a triangle of presentation preparation; topic/presentation material, presenter and audience. During preparation, all relationships within this triangle has to be visited (3 more questions to ask inline with the most important one).

  • What’s the relationship between topic and myself (and how do we present it)
  • What’s the relationship between me and audience (what engagement do I need, what I can offer and what I can take)
  • What’s the relationship between audience and the topic (what are they going to get from material, what am I communicating, is there an answer to question of ‘so what?’).

What happens when all these sides are not considered, we watch either stressed people obsessed with material they are presenting only or cool people who play ‘I know everything’ and leaves as with a big question mark ‘so what?’. If you have a presentation to make, simply answer the questions, and build the connections before, and enjoy the joy of your audience during your presentation.

İtiraf ediyorum, bunu yeni öğrenmedim, ancak son zamanlarda çok sık karşılaşmaya başladığım bir durum. İnsanlar sunum yaparken, sundukları malzemeye ve kendilerine o kadar odaklanıyorlar ki en önemli soruyu sormayı unutuyorlar: ‘bu sunumun sonunda neyi başarmak istiyorum?’. Sunum hazırlığı olarak sunum üçgenine bakmak gerekiyor; konu/sunum malzemesi, sunumu yapan ve katılımcılar. Hazırlık sırasında, bu üçgenin tüm kenarları dikkate alınmalı (en önemli sorunun 3 eşlikçi sorusu).

  • Konu ve benim aramdaki bağ nedir (ve bunu nasıl sunacağım)
  • Benimle katılımcılar arasındaki ilişki nedir (nasıl bir etkileşime ihtiyacım var, ne verebilirim ve ne alabilirim)
  • Konuyla katılımcılar arasındaki bağ nedir (malzemeden ne edinecekler, iletişimi kurulan esas şey nedir, ‘e yani?’ sorusuna bir cevap var mı).

Bütün bunlar dikkate alınmadığında, ya stres olmuş ve sadece sunduğu malzemeye takılıp kalmış kişileri ya da ‘ben her şeyi bilenim’ havasında takılan ve ortada kocaman bir ‘e yani?’ sorusu bırakan kişileri izliyoruz. Bir sunumunuz olduğunda, basitçe yukarıdaki sorulara cevap verin, ve sunum öncesinde üçgenin köşeleri arasındaki bağlantıyı kurun. Ondan sonra, sunum sırasında, sunumun tadını çıkaranları keyifle izleyin.

Rebels bring solutions – Asiler çözüm getirir

A recent hbr article by Francesca Gino elaborating on the fact that rebelling brings conflicts, conflict triggers discussion and solution seeking. She also provide a link to a study ‘Mind-Body Dissonance’ which tells us conflicts are leading to original solutions. Most of the time, most of our communication does not include new ideas, does not bring new discussions and/or does not suggest a change. Thus, in most of the cases, in response, we tend to respond within our own already existing portfolio of answers/reactions. In other words, when there is no trigger for a change in already accepted comfortable way simply there is no progress towards originality. And we all have different preferences in and about rebelling, based on two dimensions, resisting internal pressures (low or high) and resisting external pressures (low or high); click here for the test which at the end explains your type in detail; The Traveler, The Climber, The Pirate, The Guard.

Don’t be afraid of rebels and rebelling, on the contrary, just enjoy 🙂

Yakın zamanda hbr’da yayınlanan, Francesca Gino imzalı bir makale asilerin çatışma yarattığı, çatışmalarınsa tartışmaları ve çözüm arayışını harekete geçirdiğini detaylıca ele alıyor. Aynı zamanda ‘Zihin-Beden Ahenksizliği’ isimli bir araştırmaya link veriyor; bu araştırmaya göre çatışmalara orijinal çözümleri getiriyor. Çoğu zaman, iletişimimizin büyük bölümü yeni fikirler içermez, yeni tartışmalar getirmez ve/veya bir değişim önermez. Böylece, pek çok durumda, daha önceden var olan cevaplar/reaksiyonlar portfolyosundan kullanarak bir karşılık veririz. Başka bir deyişle, mevcut konfor alanında değişimi harekete geçiren bir şey olmadığında, orijinal bir çözüm yolunda bir ilerleme olmuyor. Ve hepimiz, asilikle ilgili başka tercihlere sahibiz. Bu tercih iki boyutla belirleniyor, ‘iç baskılara direnç’ (az veya çok) ve ‘dış baskılara direnç’ (az veya çok). Test için link burada, testin sonucunda sizin asilik tipiniz detaylıca anlatılıyor: Gezgin, Tırmanıcı, Korsan ve Gardiyan. Asilerden ve asilikten korkmayın, aksine tadını çıkarın 🙂

Neophilia – Neofili

In previous post about neophobia we’ve said that neophobia is very common. Neophilia is on the other is very rare. Seth Godin describes as ‘few Neophiliacs are out there, eager to engage with the new idea, they are the nerds they are the geeks they are the people who get pleasure out of exploring the new. ‘ When it’s about new, surely neophiliacs will be the early adopters and probably the ones giving first positive feedback. However, it’s not automatic that just because few neophiliacs are liking the idea it will spread. Spreading still will mean and require changing the paradigm of people with neophobia. From what I’ve learned, my conclusion would be, simultaneous awareness for both, neophobics and neophiliacs, is very critical; early rejection of the first should not necessarily stop you and make you believe there is a fault with your idea, and early enthusiasm of the later should not blindfold you to think that there is a fault with people of from the first group! Change will take time and require certain phases to pass with patience. Godin explains that journey with ‘phases of paradigm change’ from Thomas Kuhn, and that remains as a future topic for #learnedtoday. For the time being, beware of both, embrace feedback from both, and keep going.

Neofobi ile ilgili bir önceki yazıda, neofobinin çok yaygın olduğunu söylemiştik. Neofili ise tersine çok nadir. Seth Godin bunu şöyle anlatıyor, ‘dışarıda bir yerde az sayıda neofilik var, onlar yeni fikirlerle haşır neşir olmaya çok istekliler, onlar inek dediklerimiz, onlar teknoloji manyağı (geek) dediklerimiz, onlar yeni şeyler keşfetmekten keyif alan insanlar’. Yenilik söz konusu olduğunda, elbette, hızlı adapte olup size ilk pozitif geri bildirimleri verecek olanlar neofiliklerdir. Ancak, neofiliklerin fikri sevmesi, fikrin otomatik olarak yaygınlaşacağı anlamına gelmiyor. Yaygınlaşma, hala neofobiye sahip insanların yaklaşımlarını değiştirmesi anlamına gelecek ve bu değişikliği gerektirecektir. Bu konuda öğrendiklerimden çıkardığım şu; hem neofobikler hem de neofilikler için eş zamanlı bir farkındalığa sahip olunması kritik. Birincilerin erken itirazları sizi durdurmamalı ve fikrinizde illa bir yanlış olduğu sonucuna varmamalısınız, ve ikincilerin erken coşkusu sizi birinci gruptaki insanlarda bir tuhaflık olduğuna inandırmamalı! Değişim zaman ve belirli aşamaların sabırla geçilmesini gerektirecektir. Godin bu aşamaları Thomas Kuhn’un ‘Paradigma Değişiminin Aşamaları’ önermesiyle açıklıyor, bunu daha sonraki bir #bugünöğrendim’de ele alacağız. Şimdilik, hem neofobi hem de neofilinin farkında olalım, iki taraftan gelen geri bildirimi de kucaklayalım ve yolumuza devam edelim.

Learned & Inspired from; Akimbo: The Regular Kind – A Podcast from Seth Godin & Originals, Adam Grant

What you resist… – Direndiğin şey…

The full version is “what you resist not only persists, but will grow in size.” Complementary to previously suggested idea, as long as we refuse to accept (resist), simply we cannot create a solution. Problem will remain and probably, at least in our mind, will also grow. Yet, the suggestion is not, definitely not, falling into trap of destiny. Just the opposite, accepting is only accepting the existence of the problem and instead of resisting or complaining, simply handling it as a starting point for discovery of a desired solution.
Tam versiyonu şöyle «direndiğin şey, sadece devam etmekle kalmaz, aynı zamanda büyür». Daha önceden ele aldığımız fikri tamamlıyor, kabul etmeyi reddettiğimiz sürece (direnç), bir çözüm bulmamız mümkün olmuyor. Problem devam ediyor, ve aynı zamanda, en azından zihnimizde, büyüyor. Ancak önerilen, kesinlikle kaderciliğe boyun eğmek değil. Tam tersine, kabul etmek, problemin varlığını kabul etmek anlamında sadece. Şikayet etmek veya direnmek yerine, basitçe problemi ele almak ve böylece kabul etmek eylemini, istediğimiz çözümü keşfetmek için bir başlangıç noktası olarak kullanmak anlamına geliyor.

Neophobia – Neofobi

It’s a kind of defense mechanism, a safety net we all have inside ourselves. We tend to tend to the usual about anything, and we consider the new almost as enemy, enemy to our habits, current status, successes, well-being, etc… Ignaz Semmelweis proved in 1840s that if doctors washed their hands before working on a woman who is giving birth, the chances that that woman would developed a fever that would kill her went down dramatically. It took 20 years before other doctors began to wash their hands, and this neophobic action of doctors probably caused many women to die in those 20 years! Similarly, collapsible steering columns were discovered 10+ years before people in car companies could put their neophobia, accept the new and start using this new safety technology. Again, probably thousands of people died in those 10 years. So, if you have a new idea, invention, approach, anything novel; you need to start with accepting most people will be neophobic and you will need to be patient and persistence until your novelty gets accepted.

Bir nevi savunma mekanizması, hepimizin içinde var olan bir güvenlik ağı. Neredeyse her konuda, olağan olana eğilimli olmaya eğilimliyiz ve yeni olanı neredeyse düşman olarak görüyoruz. Alışkanlıklarımıza, mevcut statümüze, başarılarımıza, sağlığımıza, vb… Ignaz Semmelweis 1940lı yıllarda, eğer doğuma girmeden önce doktorlar ellerini yıkarlarsa, doğum yapan kadının doğum sonrası ateşlenme sonucu ölme ihtimalinin çok ciddi oranda düştüğünü kanıtladı. Diğer doktorların yaygın şekilde ellerini yıkamaya başlaması için 20 yıl daha geçmesi gerekti, ve doktorların bu neofobik davranışı muhtemelen o arada pek çok kadının ölmesine sebep oldu. Benzer şekilde, katlanabilen direksiyon direği, icat edildikten ancak 10 küsür yıl sonra, araba şirketlerindeki insanlar neofobilerini bir kenera bıraktıklarında kullanılmaya başladı ve gene muhtemelen bu 10 yıl içinde binlerce insan trafik kazalarında bu yüzden öldü. Yeni bir fikriniz, icadınız, yaklaşımınız, herhangi yeni bir şeyiniz varsa; pek çok insanın neofobik olduğu gerçeğini kabul etmekle başlamalı, ve yeniliğiniz kabul görene kadar sabırlı ve ısrarlı olmalısınız.

Learned from Akimbo: The Regular Kind – A Podcast from Seth Godin

Creativity & Mistakes – Yaratıcılık & Hatalar

It’s only a recent discovery for me to learn that creativity is not about being a creative person but rather working and keeping working through an objective. Or having a question put on the table in front of your eyes and then starting to seek answers. Nothing can be created without starting and trying. And we can’t get better if we don’t start making mistakes. So, put the question, start making mistakes, seek for the answers and choose the best fit. Few more words from S.Adams about the quote and leadership: “…we’re all idiots and we’re going to make mistakes. That’s not necessarily bad… Keep your people fresh, happy and efficient. Set a target, then get out of the way. Let art happen. Sometimes idiots can accomplish wonderful things.”

Yaratıcılığın sadece yaratıcı kişilere özgü bir özellik olmadığını çok yakın zamanda farkettim. Yaratıcılık kişiyle ilgili değil, çalışmak ve bir hedefe doğru çalışmakla ilgili. Veya masanın üstüne, gözlerinin tam önüne bir soru koymak ve ona cevap aramakla ilgili. Başlamadan ve denemeden hiçbir şey yaratılamaz. Ve hata yapmaya başlamazsak daha iyi hale gelemiyoruz. Kısacası, soruyu sor, hata yapmaya başla, cevapları ara ve en iyi cevabı seç. S. Adams’tan alıntı ve liderlikle ilgisine dair birkaç söz daha: “…hepimiz ahmağız ve hepimiz hatalar yapacağız. Bu illa kötü bir şey demek değildir… Çalıştığınız insanları taze, mutlu ve etkin tutun. Bir hedef belirleyin, sonra yoldan çekilin. Bırakın sanat kendini göstersin. Bazen ahmaklar şahane işler başarabilir.” 

Learning language – Dil öğrenmek

Learning a new language keeps your brain fit and young. Learning new things generally does the job. The more you are unfamiliar with the newly learned topics, the more your brain tries to catch up with you by producing more synapses and by making new connections for learned material. Language learning stimulates different areas in the brain and ensures increased brain activity, which triggers creation of baby synapses and which helps you for in memorizing and creativity. Learning language is also suggested for elder people in preserving brain functions and inhibiting Alzheimer.
Yeni bir dil öğrenmek beyni genç ve zinde tutar. Yeni bir şeyler öğrenmek de benzer bir etki yapıyoru. Öğrenilen şeye ne kadar az aşina iseniz, beyniniz size yetişmek için o kadar uğraşıyor, yeni sinapsisler yaratıyor ve öğrenilenleri birbiri ile bağlıyor. Dil öğrenmek beyinde farklı bölümleri harekete geçiriyor, daha yüksek beyin aktivitesi sağlıyor, yeni sinapsislerin üretilmesini tetikliyor ve tüm bunlar daha iyi bir hafızaya ve yaratıcılıkta artışa sebep oluyor. Yeni bir dil öğrenmek, ileri yaştaki insanlar için de tavsiye ediliyor, hem beynin fonksiyonlarını korumak hem de alzaymır ve benzer hastalıkları engellemek için.