Two “races” of man – İki insan “ırkı”

Today, I took our newly adopted cat Chia (see at @the_gang_of_six_cats) to be checked by a vet, specialized in Ophthalmology, in hope of finding a cure for her blind eyes. The clinic was in a neighborhood that I am not familiar with, thinking that I might fail to find a parking spot. I was about to arrive when I’ve seen a parking place and started to park. A man in his 60s appeared and started to help me by giving directions to ease parking even though I did not need. I smiled, he smiled back, and then he realized the box of Chia. He said, you are here for clinic, there is another spot right now just in front of the clinic, you should park there! Such a simple yet such a nice behavior, to give before being asked; so much human so much surprising in a big city!

Then, I remembered what Viktor E. Frankl was saying in his book, “Man’s search for meaning“:

“From all this we may learn that there are two races of men in this world, but only these two—the “race” of the decent man and the “race” of the indecent man. Both are found everywhere; they penetrate into all groups of society. No group consists entirely of decent or indecent people.”

He base this discovery to behaviors of different groups that he observed during his time in Nazi concentration camps. My story from today is way too naive to compare in any way. Yet, he is right, decent people are everywhere (big city is not an exception) and indecent people are also everywhere. What I also realized is, how blinded we became to realize decent people around, how we are prepared not to encounter them, and how this is in return affecting us in being reluctant in showing our decency (if we think we belong to that decent “race”). The only was to encounter more decent behaviors from decent “race” is only possible by showing more decent behaviors. They call each other, help us all for a better and decent world.

Chia, before you ask, she has high chance too see with her left eye said her vet; long process of cure has started today. Nowadays, we are learning a lot from this cute blind baby cat Chia, about flow, about not giving up, about life, about joy, about suffering (or not suffering)… will share some of them soon. Also, what she has been teaching me was perfectly matching with what I was learning from Frankl’s book which I highly recommend as a must read for everyone. I already regret that it took me so many years to discover this very essential and famous book.

Last word: be decent, invite decent, which eventually will invite a more decent world.


Bugün, yeni sahiplendiğimiz kedimiz Chia’yı (şuradan görebilirsiniz @the_gang_of_six_cats), görmeyen gözlerine bir çare bulmak umuduyla göz konusunda uzmanlaşmış bir veteriner hekime götürdüm. Klinik bilmediğim bir muhitteydi ve park yeri bulamayabileceğimi düşünüyordum. Kliniğin sokağına yaklaştığımda gözüme bir yer ilişti ve hemen park etmeye başladım. Sonra birden, 60lı yaşlarında bir adam belirdi ve benim ihtiyacım olmasa da, önü arkayı kontrol edip yönlendirerek yardım etmeye başladı. Ben gülümsedim, o da gülümsedi, pencereyi açıp teşekkür ederken Chia’nın kafesini gördü ve yukarıdaki kliniğe geldin galiba, tam karşısında bir park yeri daha var, oraya park et istersen dedi. Çok basit, ve ne kadar basitse o kadar ince bir davranış. İstenmeden yapılan minik bir iyilik, çok insani ve büyük şehirde karşılaşması sürpriz olan bir davranış!

Yeni park yerime doğru giderken Viktor E. Frankl‘in “İnsanın Anlam Arayışı” kitabından bir bölüm geldi aklıma:

“Bütün bunlardan, bu dünyada iki insan ırkı olduğunu, ama sadece iki ırk olduğunu -düzgün insan “ırkı” ve düzgün olmayan insan “ırkı”- öğrenebiliriz. Her ikisi de her yerde bulunur, toplumun her kesimine sızar. Hiçbir grup sadece düzgün ya da sadece düzgün olmayan insanlardan oluşmaz.” 

Frankl, bu keşfini, Nazi toplama kamplarında geçirdiği süre içinde farklı grupların davranışlarına dair yaptığı gözlemlere dayandırıyor. Benim bugün yaşadığım deneyim, elbette hiç bir surette böyle bir deneyimle kıyaslanamayacak kadar naif kalacaktır. Bu naiflik, Frankl’in söylediğinin doğruluğunu değiştirmiyor, düzgün insanlar her yerde (büyük şehirler bir istisna değil) ve düzgün olmayan insanlar da her yerde. Fark ettiğim başka bir şey ise şu oldu; etrafımızdaki düzgün insanları fark etmek konusunda ne kadar körleşmiş, düzgün insanlarla karşılaşmayacağımız fikrine ne kadar hazırlıklı hale gelmişiz ve bu bizi de karşılık olarak düzgün davranış sergileme konusunda nasıl da gönülsüz kılmış (tabi eğer düzgün “ırk”a ait olduğumuzu düşünüyorsak). Oysa ki, düzgün “ırk” tarafından sergilenen daha fazla düzgün davranışla karşılaşmanın tek yolu daha fazla düzgün davranış sergilemek konusunda ısrarcı olmak. Düzgün davranış düzgün davranışı çağırır, ve düzgün bir dünyaya doğru hepimize yardımcı olur.

Siz sormadan ben yazayım, veteriner, Chia’nın sol gözünün görme ihtimali olduğunu söyledi, uzunca bir tedavi süreci bugün başladı. Bu günlerde, biz bu şirin şimdilik kör bebek kediden çok şey öğreniyoruz: akış, vazgeçmemek, hayat, keyif, acı çekme (veya açı çekmeme)…  bazılarını yakında yazıyor olacağım. Chia’nın bana öğrettikleri ile Frankl’in kitabından öğrendiklerim de garip bir şekilde birbiri ile çok örtüşüyor. Kitabı herkese mutlaka okunması gerek olarak tavsiye ediyorum. Bu kadar temel ve bu kadar da bilinen bir kitabı nasıl bu kadar geç keşfettiğime de hayıflanıyorum.

Son söz; düzgün davranmayı seçin, düzgün davranmayı davet edin, bu eninde sonunda daha düzgün bir dünyaya kavuşmak için bir davet olacak.

Not: Kitabın Okuyan Us yayınları, Selçuk Budak çevirisinde, “decent” ve “indecent” kelimeleri “soylu” ve “soysuz” olarak çevrilmiş. Belki doğru olanı odur, kitabın bütününden çıkardığım anlamı düşününce, bana, “düzgün” ve “düzgün olmayan” daha doğru geldi ve onları kullandım.  

Curiosity as antidote of anger. Öfkenin panzehiri olarak merak.

“You can’t be angry and curious at the same time.” Since I’ve heard of it from Seth Godin who credits Catherine Hoke and who credits her friend Dan Tocchini, I cannot stop thinking about it.

Anger, (visualize a moment when your anger captivates you, for example while driving), is a feeling that freezes the moment for the person, and freezes the potential possible actions that might be taken. It’s a feeling that triggers a very simplistic way of thinking in the brain, triggers aggression and/or yet another captivating feeling of unfairness or some other reactions and/or feelings that I cannot name right now. I can surely say, however, that any feeling triggered by anger will chain you to the present time which of course will turn itself into a past in a blink of an eye time. You will be hooked into this negative experience, it will turn into a vicious circle and will repeat itself throughout the similar encounters you are going to face. It is a poisonous situation unless you are enjoying it!

Since I’ve heard the sentence, I’m still amazed with the simplicity of the antidote of anger. Curiosity! Probably it is not going to serve as a tool for problem resolution. Maybe it might not even have a visible and immediate effect helping in elimination of the problem causing anger. Yet, it saves you from being hooked into a vicious circle, stops the poison, and keeps you remain in your own flow, in present and towards to your future. By being curious, you start asking questions, and life is very generous in answering them; you ask, and the answers find you. The answers help you understand, and might bring some solutions eventually. At least, it makes plus one person, you, who understands the cause and accumulates for a future tipping point when the source of anger can be resolved.

Hoke’s book is already listed to be read and just discovered a podcast interview with her, by Tim Ferriss, to be listened. Maybe, when I dig further, I will discover that currently I am misinterpreting the saying. If that’s the case, I’ll write another post. For the time being, make the choice, and, hopefully, stay curios.


“Aynı anda hem öfkeli hem de meraklı olamazsın.” Duyduğumdan bu yana, hakkında düşünmeden edemediğim bir cümle. Seth Godin’den duydum, ki o Catherine Hoke’u referans veriyor, o ise bir konuşmasında arkadaşı Dan Tocchini’yi referans veriyor.

Öfke, (öfkenin sizi esir aldığı bir anı gözünüzde canlandırın, mesela araba kullanırken), bir yandan kişi için anı dondururken, bir yandan da alınabilecek olası aksiyonları dondurur. Beynin kapasitesinin çok altında bir düşünme şekliyle çalışmasına sebep olur, saldırganlığın ve/veya haksızlık yapıldığı duygusunun, veya şimdi sayamadığım benzer başka esir alıcı duygu veya reaksiyonların tetiklenmesine sebep olur. Olası tüm duyguları saymak mümkün olmasa da, şunu söylemek mümkün, öfkenin ortaya çıkarabileceği duygu sizi mevcut zamana zincirler, ki göz açıp kapayıncaya kadar mevcut zaman geçmiş zaman haline gelir. Bu negatif deneyime bağlı hale gelirsiniz, benzer durumlarla karşılaştıkça kısır döngü gibi kendisini tekrar eder. Zehirleyen, ve özel bir zevkiniz yoksa kaçınmak isteyeceğiniz bir durum.

Başlangıçta yazdığım cümleyi duyduğumdan bu yana, öfkenin panzehirinin basitliğine hayret ediyorum. Merak! Muhtemelen, problemin çözüm aracı olmayacaktır. Belki de, öfkeye neden olan problemin giderilmesi konusunda görünür ve hızlı bir etkisi de olmayacaktır. Ancak, sizi kısır döngüye saplanmaktan kurtarabilir, zehri durdurabilir, ve kendi akışınızda, bugününüzde -ve geleceğinize doğru- kalmanıza yardımcı olabilir.  Meraklı olarak, soru sormaya başlarsınız, ve hayat cevaplar verme konusunda cömert davranır; siz sorarsınız ve cevaplar sizi bulur. Cevaplar anlamanıza yardımcı olur, ve hatta zaman içinde çözümleri de getirebilir. En azından, artı bir kişi olursunuz; sebebi anlamaya başlayan ve gelecekte öfkeye sebep olan şeyin çözüleceği kıvılcım anı için biriktiren artı bir kişi.

Hoke’un kitabı okunacaklar, kendisiyle yapılmış uzunca bir mülakat dinlenecekler listesinde. Belki bu konuyu biraz daha didiklediğimde, söylenmek istenen şeyi yanlış yorumladığımı anlayacağım. O durumda başka bir yazı daha yazmam gerekecek elbet. Şimdilik şunu söyleyebilirim, tercihinizi yapın, ve mümkünse meraklı olmayı seçin.