Ask for feedback! – Geri bildirim isteyin!

You can’t be objective in judging your own idea. This is from Adam Grant’s book Originals. Evaluating yourself might fall into trap of overconfidence and you may judge your own idea/work so good, or in many cases you may be too self-critical and might miss to see the beauty in your own work. Grant gives many examples for both cases (false positive and false negative) from many creators like Picasso, Mozart, Beethoven, Dean Kamen… Feedback can help us in avoiding both situations surely if we are open to listen, understand and appreciate. Mastering in differentiating different types of feedback given by different individuals or groups is also important. So much more to link, will elaborate more in coming days; for now I would say don’t hide and don’t hide your ideas, make them visible and ask for feedback.

Kendi fikrinizi değerlendirirken objektif olamazsınız. Adam Grant’ın Orijinaller isimli kitabından. Kendini değerlendirmeye çalışmak, sıklıkla aşırı güven tuzağına düşmekle veya kendi fikrini aşırı eleştirmekle ve kendi işinin güzel yanlarını görememekle sonuçlanıyor. Grant her iki durumla (yanlış pozitif ve yanlış negatif) ilgili pek çok eser yaratıcısından örnekler veriyor, Picasso, Mozart, Beethoven, Dean Kamen… Geri bildirim her iki durumdan da kaçınmamıza yardımcı olabilir, elbet dinlemeye anlamaya ve geri bildirime ve geri bildirimi verene gerçekten değer vermeye çalıştığımızda. Farklı geri bildirim türlerini ve farklı kişi veya gruplar tarafından verilen geri bildirimleri ayrıştırmakta ustalaşmak da önemli. Bu konuyla ilişkilendirilebilecek çok şey var; önümüzdeki günlerde ele alacağım. Şimdilik şunu söyleyebilirim, saklanmayın ve fikirlerinizi saklamayın; onları görünür yapın ve geri bildirim isteyin.

Not: kitabın Türkçe çevirisi biraz sorunlu, bazı sayfalar hiç çevrilmemiş, bazı yerlerde anlam tamamen kaybolmuş.

Quality of Milk! – Sütün Kalitesi!

Somatic cell count (SCC) is what determines milk quality. 100K is considered normal and if it’s above 250K that’s considered as a sign of a disease in the cow producing milk. The most spread disease is mastitis which is a persistent, inflammatory reaction of the udder tissue. The frequency of disease is continuously increasing and causes cannot be certainly known; but some experts doubt (!) that stress might be a reason for this increase. Unfortunately, the truth is very straightforward the more diary production gets industrialized, animals face more stress and mastitis increases. One of the measures taken against the spread was increasing the SCC standards!! Now it’s 750K in US, 400K in EU and 500K in Turkey. The milk of a cow with mastitis should not be consumed and anything above 250K SCC is a powerful sign for mastitis.

Consider plant milk! Consider becoming vegan!

1ml sütteki somatik hücre sayısı süt kalitesi için kullanılan bir ölçüt. 100bin normal kabul ediliyor ve 250bin’in üzerine çıkıldığında bu o sütü üreten inekte bir hastalığın var olduğuna dair işaret sayılıyor. Süt veren hayvanlarda en sık karşılaşılan hastalık mastitis, meme iltihabı olarak da biliniyor. Bu hastalığın yaygınlığı gittikçe artıyor ve sebepleri tam olarak bilinmiyor; ancak bazı uzmanlar buna hayvanlardaki stresin sebep olduğundan şüpheleniyor(!). Maalesef, gerçek dümdüz, süt ve süt ürünleri üretimi endüstrileştikçe hayvanların stres düzeyi ve mastitis görülme sıklığı artıyor. Mastitisin yaygınlaşmasına karşı alınan önlemlerden biri sütte bulunabilecek somatik hücre sayısının standardını artırmak olmuş!! Şu anda ABD’de 750bin, AB’de 400bin ve Türkiye’de 500bin somatik hücreye izin veriliyor. Mastitis olan ineğin sütünü içmemek gerekiyor ve 250bin üstü somatik hücre mastitis için güçlü bir işaret sayılıyor.

Collapse of Compassion – Şefkat Çöküşü

“Collapse of Compassion” is subconscious act to eliminate ‘cost’ of taking action against mass suffering. Both in human rights and animal rights. This is why people sometimes show great care for individual suffering (as easy to show compassion like feeding a child, ‘mercy’ for an immigrant, help one person or care for one animal etc) and tend to ignore mass suffering (where bigger actions required to be organized, coordinate, show great effort, act in groups etc). Recent studies showing that this is not because ‘people are less capable of caring for group suffering’ but because of an active and subconscious regulation of emotions to suppress the compassion felt for mass suffering because we perceive it costly! For example, helping immigrants will need your devoted time and effort, or acting against mass murder of animals will require changing the whole diet. Costly! I understand, and this is exactly why we need to take a ‘conscious’ decision and start acting small, mass action will follow, will reach a tipping point!

Some related links:

“Şefkat Çöküşü” kitlesel acılara karşı harekete geçmemizi ‘maliyet’ sebebi ile engelleyen, bilinçaltı bir aksiyon. Hem insan haklarında hem de hayvan haklarında. Bu sebeple insanlar bazen kişisel bir acıya karşı büyük ilgi gösterirken (çünkü şefkat bu durumlarda basitçe gösterilebilir; bir çocuğu doyurmak, bir göçmene ‘merhamet’ göstermek, bir kişiye yardım etmek veya bir hayvanla ilgilenmek gibi) kitlesel acıları görmezden gelme eğiliminde oluyorlar (çünkü organize olmak, koordine olmak, çok çaba göstermek, grup halinde hareket etmek gibi daha büyük eylemler gerekiyor). Yakın zamanda yapılan çalışmalar gösteriyor ki bunun sebebi sanılabileceği gibi ‘insanların kitlesel acılara karşı yardım etme becerisinin daha düşük olması’ değil. Kitlesel acılara karşı hissedilen şefkatin, yüksek maliyet algısı sebebiyle (!) aktif ve bilinçaltı bir şekilde bastırılması ve ilgili duyguların regülasyonu. Örneğin, göçmenlere yardım etmek zaman ve efor ayırmamızı gerektirecek, veya hayvanların kitlesel olarak öldürülmesine karşı çıkmak tüm beslenme şeklimizi değiştirmemizi gerektirecek. Maliyeti yüksek! Anlıyorum, ve işte bu yüzden ‘bilinçli’ kararlar almak ve küçük adımlar atmak durumundayız, kitlesel adımlar arkadan takip edecek, bir kıvılcım anına ulaşılacaktır.

Your Problem! – Sorununuz!

Evans says this in a webinar and Bill Burnett explains like this: “you have a friend, not you, but a friend who has been complaining about their job, complaining about their partner, complaining about whatever every time you have coffee, but not doing anything (If YOUR PROBLEM isn’t really your problem)…. So I think, if you’re ready to start working on something just pick something small and work on it, prototype some solutions and see what works… When you start, when you accept this is my problem now I can either decide I’m doing nothing… or I’m going to see if I can do something with it.” Facing the problem, and handling it as a problem to be solved is what we need, otherwise we might be trapped and turn to be a friend who complains all the time. Accept is the key word, more to come about it in problem #2. So far, just watched couple of videos from Evans and Burnett, Stanford professors and writers of the book Designing Your Life: How to Build a Well-Lived, Joyful Life. More will follow while I read the book.

Here is one of the links available online if you like to know more about.

D. Evans bir webinarda böyle diyor (link aşağıda) ve Bill Burnett şöyle açıklıyor: “bir arkadaşınız var, siz değil, bir arkadaşınız ve ne zaman kahve içseniz sürekli işiyle, eşiyle, ve başka şeylerle ilgili şikayetlerini sayıyor, ama hiç bir şey yapmıyor (Eğer sorununuz gerçekten sorununuz değilse)… Eğer bir şey yapmaya başlayacaksanız, basit bir şey seçip, bununla ilgili çözüm seçeneklerini test edebilir ve çalışıp çalışmadığına bakabilirsiniz… başladığınızda, yani problem benim problemim diye kabul ettiğinizde, ya hiçbir şey yapmamaya karar verirsiniz… veya bu sorunla ilgili bir şey yapıp yapamayacağınıza bakarsınız.” Problemle yüzleşmek, ve çözülmesi gereken bir mesele olarak ele almak ihtiyacımız olan şey, öbür türlü sıkışabiliriz ve sürekli şikayet eden arkadaş haline dönüşebiliriz. Kabul etmek anahtar kelime, problem #2 bununla ilgili olacak. Evans ve Burnett, Hayatınızı Dizayn Etmek isimli kitabın yazarları, Standford Üniversitesi’nde aynı isimde bir ders de veriyorlar. Kitabı okudukça daha fazla paylaşacağım. Internette pek çok videoda kitabı ve Hayatınızı Dizayn Etmek konusunu oldukça pozitif ve basit bir şekilde anlatıyorlar, videolardan birinin linki için tıklayınız.

%1 for Olympic Gold – Birincilik için %1

When Sir Dave Brailsford became head of British Cycling in 2002, the team had almost no record of success: British cycling had only won a single gold medal in its 76-year history. Sir Dave gambled that if the team broke down everything they could think of that goes into competing on a bike, and then improved each element by 1%, they would achieve a significant aggregated increase in performance. He was hoping his Team Sky to win Tour de France in five years with this method, they won in 3!
This method might be especially beneficial in case you really don’t have any element that needs big improvement to bring you further success, then applying this method might construct the path of success bit by bit.

The full story is here – Hikayenin tamamı burada.

Sir Dave Brailsford, 2002 yılında British Cycling’ın başına geçtiğinde, takımın daha önceye ait hemen hiçbir başarısı yoktu. İngiltere bisiklet takımı 76 yıllık tarihinde sadece tek bir altın madalya kazanmıştı. Sir Dave, bisikletle yarışmaya dair her bir unsuru çıkarıp, her birini %1 oranında daha iyi hale getirerek performansta önemli ve toplam bir artış elde edebileceğini düşündü. Bunu uygulamaya geçirdiğinde, takımı Team Sky’ın ‘Tour de France’ı beş yıl sonra kazanmasını umuyordu, 3 yılda kazandılar.
Bu yöntem, işinizle ilgili bölümlerin herhangi birinde çok ciddi bir gelişim ihtiyacı olmadığında ve gene de toplamda başarınızı artırmaya ihtiyaç duyduğunuzda işe yarayabilir.