Key for happiness – Mutluluğun Anahtarı

Good relationships keep us happier and healthier. Period! Robert Waldinger says when he summarizes an 80 year old study. He is 4th director of the study which started back in 1938. The study through years followed lives of many people from their childhood to today. Among many outcomes of the study, Waldinger underlines this quote as the clearest outcome. Other three points he is underlining are:

  • Social connections are really good for us and loneliness kills. People who are more socially connected to family, to friends, to community, are happier, healthier and live longer than people who are less well connected
  • It’s not number of friends, it’s the quality of your close relationships that matters.
  • Good relationships does not only protect our bodies but also our brains.

So what shall we do? I believe, we all know the answer, we all know what to do. Good news is that, whatever you do, it’s not necessarily the result of your efforts making your relationships better. It’s the effort itself increasing the quality of the relationships.

Click on this line for full TED talk from Rober Waldinger. 


İyi ilişkiler bizi daha mutlu ve daha sağlıklı tutar. Nokta! 80 yıldır devam eden araştırmayı özetlerken böyle diyor Robert Waldinger. Kendisi, 1938’de başlayan araştırmanın 4. direktörü konumunda. Çalışma, pek çok insanın çocukluktan başlayarak hayatları boyunca takip edilmesiyle yürütülmüş. Çalışmanın pek çok çıktısı arasında, Waldinger en çok bu çıktının altını çiziyor. Bunun dışında saydığı üç diğer önemli nokta ise şöyle:

  • Sosyal bağlantılar bizim için gerçekten yararlıdır ve yalnızlık öldürür. Ailelerine, arkadaşlarına ve topluma daha bağlı olan insanlar daha mutlular, daha sağlıklılar ve daha az bağlı olan insanlarla karşılaştırıldıklarında daha uzun yaşıyorlar.
  • Önemli olan arkadaşların sayısı değil, yakın arkadaşlıkların kalitesi.
  • İyi ilişkiler sadece bedenimizi korumakla kalmıyor, aynı zamanda beynimizi de koruyor.

O zaman ne yapmalı? Bence hepimiz cevabı ve ne yapmamız gerektiğini biliyoruz. İşin iyi yanı da şu, ne yaparsanız yapın, ilişkilerinizi daha iyi yapacak olan illaki çabalarınızın yaratacağı sonuç değildir. Çabanın kendisi ilişkilerin kalitesini artırmaya çoğu zaman yetecektir.

Robert Waldinger’ın Türkçe alt yazılı TED konuşması için bu satırı tıklayabilirsiniz. 

You have a genius, if you call! Bir dâhiye sahipsin, çağırırsan gelir!

You can actually call your genius, it will respond if you do it correctly.

Elizabeth Gilbert starts her TED Talk, “Your Elusive Creative Genius” by describing how ‘having a genius’ turned into ‘being a genius’ with the Renaissance and put an unbelievable pressure on us. In some ways this small change from ‘having’ to ‘being’ stopped many of us from trying to be creative in our areas. Once you ask whether you are a genius or not, first thing you do is to compare yourself with well known geniuses (Leonardo Da Vinci, Newton, Einstein, Michelangelo, Kasparov, Chomsky, Hawking or whoever you call to your interest) and probably end up admitting that you are not, which then sets a mind barrier in trying to perform your best, create your best, or start your dream (Salto Mortale).

Instead of asking with ‘being or not’, if you ask whether you have a genius or not, the story is changing dramatically. Think of some moments, when you had some inspiration and created small like a bits of something which might be as small as a single idea in a meeting, a creative new way of doing a task in different way, few nicely created words for your beloved, anything. I guess you’ve already counted several, if so, here is the good news, that inspiration is given to you by your genius! Yes you have it too!

Now, how to call your genius? Think your genius as your team member. Teams exist around an objective. Whatever you objective is, your job, your meaningful action, just do it (Gilbert says ‘just do your job’), start doing it, keep doing it, get better at it, and at some point your genius will appear to play her own role and bring herself, bring your genius to you.

Dâhinizi gerçekten çağırmanız mümkün, doğru yaparsanız çağrınıza karşılık verecektir.

Elizabeth Gilbert, “Ele Gelmez Yaratıcı Dâhiniz” isimli TED konuşmasına (linke tıklayarak doğrudan Türkçe alt yazılı versiyona ulaşabilirsiniz, başlık ‘Deha Üzerine’ diye çevrilmiş ama benim çevirimin daha doğru olduğunu düşünüyorum) ‘dâhiye sahip olmak’ ifadesinin Rönesans ile birlikte nasıl ‘dâhi olmak’ ifadesine dönüştüğünü ve bunun üzerimizde nasıl bir baskı kurduğunu anlatarak başlıyor. ‘Sahip olmak’ ile ‘olmak’ arasındaki küçük değişim, bir bakıma pek çoğumuzu kendi alanlarımızda yaratıcı olmaya çalışmaktan alıkoydu. Bir dâhi olup olmadığınızı sorduğunuzda, muhtemelen ilk yapacağınız şey kendinizi bilinen dâhilerle (Leonardo Da Vinci, Newton, Einstein, Michelangelo, Kasparov, Chomsky, Hawking veya kendi ilgi alanınızda aklınıza kim geliyorsa) karşılaştırmak ve dâhi olmadığınıza karar vermek olacaktır. Bu da bir nevi zihinsel bariyer oluşturacak, en iyisini yapmaya çalışmanızı, en iyisini yaratmanızı veya hayallerinize giden yolda adım atmanızı (Salto Mortale) engelleyecektir.

Eğer ‘olmak ve olmamak’ şeklinde sormak yerine, dâhiye sahip olup olmadığınızı sorarsanız hikayenin şekli tamamen değişiyor. Küçük şeyler yaratmanıza vesile olan esinlenmeler yakaladığınız anları düşünün; bir toplantıda yarattığınız minicik bir fikir, bir işi başka türlü yapmak için bulduğunuz yeni bir yöntem veya sevdiğiniz biri için yarattığınız birkaç kelime güzel söz. Herhangi bir şey. Tahmin ediyorum bir kaç şey aklınıza gelmiştir. Eğer öyleyse, işte size güzel haber, o esinlenmeler size dâhiniz tarafından verildi! Evet sizin de bir dâhiniz var!

Şimdi, dâhinizi nasıl çağıracaksınız? Dâhinizi ekip üyesi gibi düşünün. Ekipler bir amaç etrafında var olurlar.  Amacınız her ne ise, işiniz, hayatınıza anlam katan eylemleriniz, her ne ise, onu yapın, yapmaya başlayın, yapmaya devam edin, o işi yapmakta daha iyi hale gelin ve bir noktada dâhiniz ortaya çıkacak ve kendine düşen kısmı yapacak, dâhinizi size getirecek.