Language as “thought bender” – “Düşünce bükücü” olarak dil!

Language we speak does shape the way we think. If you speak additional language(s) next to your mother tongue, the way you feel and think while speaking in one of them might be different compared to speaking in the other one. You may also find it easier and preferable to use one of them in certain situations, say in writing a business letter for example, while preferring to write a love letter in another.  There is this famous quote reported to belong to Charlemagne saying “To know a second language is to have another soul”. Belongs to him or not, the suggestion is simple, people felt the difference.

It was feeling, it was intuition until recently, some people were feeling and using, benefiting from that so called “second soul”, maybe consciously, maybe not. News is that, that intuition is being proven bit by bit. Many scientific works now contribute to the theory of “Linguistic Relativity (also known as Sapir–Whorf hypothesis, or Whorfianis), theory suggesting language affects its speaker’s perception, view of the world, and the way she/he thinks.

Cognitive scientist Lera Boroditsky is one of the contributors to the theory. In her lovely ted talk, “How Language Shapes The Way We Think“, she gives many interesting examples from different cultures speaking different languages. For example, Kuuk Thaayorre people not having “left” and “right” in their language, they describe literally everything about them in cardinal directions; like, instead of saying “my left leg”, saying “my south southwest leg”. That interestingly brings an amazing ability to Kuuk Thaayorre people, almost a natural compass for everyone living in the society, about knowing direction all the time. Boroditsky explain this with science, in my simple understanding, she says, your brain needs to use cardinal directions, so will simply work continuously to know. While with more simple “left” and “right” words in our languages (in English, and Turkish in my case), we don’t need cardinal directions all the time, so our brain simply doesn’t mind generating continuous knowledge about cardinal directions.

Learning a new language is not an easy job, takes quite some time to get being able to speak and think in that, yet it looks it worth the effort as it adds a new soul, a new set of thinking ability to us as well.  Final words from Lera Boroditsky’s ted talk final; “I want to leave you with this final thought. I’ve told you about how speakers of different languages think differently, but of course, that’s not about how people elsewhere think. It’s about how you think. It’s how the language that you speak shapes the way that you think. And that gives you the opportunity to ask, “Why do I think the way that I do?” “How could I think differently?” And also,”What thoughts do I wish to create?”


Konuştuğumuz dil, nasıl düşündüğümüzü şekillendiriyor. Anadiliniz dışında başka dil(ler) de biliyorsanız, bir dili kullanırken düşünüp hissettikleriniz diğer bir dili kullanırken düşünüp hissettiklerinizden farklı olabilir. Belirli durumlarda birini, başka durumlarda diğerini kullanmayı daha kolay veya tercih edilir buluyor olabilirsiniz. Örneğin, iş mektubu yazarken bir dili, aşk mektubu yazarken diğer dili tercih ediyor olabilirsiniz. Charlemange’a atfedilen bir söz şöyle diyor “ikinci bir dil bilmek ikinci bir ruha sahip olmak demektir”. Ona ait olsun ya da olmasın, önerdiği şey çok basit, insanlar farklı dilleri kullanırken farklı hissetmişler.

Yakın zamana kadar, bunlar hissiyattan ibaretti. Bazı insanlar bunu hissediyor ve kullanıyordu,  o bahsedilen “ikinci ruh” denilen şeyden, belki bilinçli belki bilinçsiz olarak faydalanıyorlardı. Haber şu ki, bu hissiyatın doğruluğu adım adım kanıtlanıyor.  “Dilsel Görecelik” (Sapir Whorf Hipotezi olarak da biliniyor) diye adlandırılan teori pek çok bilimsel çalışma ile gittikçe güçleniyor. Bu teori, dilin, dili konuşan kişinin perspektifini, dünya görüşünü ve düşünme şeklini etkilediği şeklinde özetlenebilir.

Bilişsel bilim insanı (cognitive scientist) Lera Boroditsky bu teoriye katkıda bulunan kişilerden biri. “Dil, Düşünme Şeklimizi Nasıl Şekillendiriyor?” isimli, etkileyici ted konuşmasında farklı kültürlere ait çok ilginç örnekler veriyor. (Konuşma Türkçe alt yazılı olarak izlenebiliyor). Örneğin, Kuuk Thaayorre kabilesindeki insanların kullandığı dilde “sağ” ve “sol” kelimeleri yok. Yönle ilgili her şeyi, ama her şeyi, ana yönlerle tarif ediyorlar. “Sol ayağım” demek yerine örneğin, “güney – güney doğu ayağım” diyorlar. İlginç olan, dildeki bu “eksiklik” sayesinde Kuuk Thaayorre insanlarının tamamında neredeyse doğal bir pusula var, herhangi bir anda hangi kuzeyin, güneyin, doğunun ve batının ne taraf olduğunu biliyorlar. Boroditsky bunu bilimsel olarak açıklıyor, benim anlayabildiğim şekliyle, söylediği şey şu; beyin dildeki “eksiklik” sebebi ile ana yönleri kullanmak zorunda olduğunu biliyor ve yönleri sürekli biliyor kalabilmek için sürekli çalışıp yön bilgisi sağlıyor. Öte yandan, daha basit olan “sağ” ve “sol” kelimelerine sahip dilleri konuşuyorsak, sürekli olarak ana yönlerin ne taraf olduğunu bilmemize gerek olmadığı için, beynimiz de gerekmediği için bu bilgiyi sürekli olarak üretim bize sunmuyor.

Yeni bir dil öğrenmek kolay bir iş değil, konuşabilir ve o dilde düşünebilir hale gelmek için ciddi bir zaman yatırımı yapmak gerekiyor. Ancak, hayatımıza yeni bir ruh ve yeni bir düşünme şekli ekleyeceğini düşündüğümüzde, buna değeceğini söyleyebiliriz. Son sözler, Lera Boroditsky’ın konuşmasının finalinden, Cihan Ekmekçi’nin çevirisi ile paylaşıyorum: “Sizi son bir düşünceyle bırakmak istiyorum. Değişik diller konuşan insanların nasıl farklı düşündüklerini anlattım, ama tabii bu konu başka yerdeki insanların nasıl düşündüğü hakkında değil. Sizin nasıl düşündüğünüz hakkında. Konuştuğunuz dilin sizin düşüncelerinizi nasıl şekillendirdiği hakkında. Bu da size şu soruyu sorma fırsatını veriyor: ”Niçin böyle düşünüyorum?” ”Nasıl daha farklı düşünebilirim?” Ayrıca, ”Nasıl düşünceler yaratmak istiyorum?” 

Learning language – Dil öğrenmek

Learning a new language keeps your brain fit and young. Learning new things generally does the job. The more you are unfamiliar with the newly learned topics, the more your brain tries to catch up with you by producing more synapses and by making new connections for learned material. Language learning stimulates different areas in the brain and ensures increased brain activity, which triggers creation of baby synapses and which helps you for in memorizing and creativity. Learning language is also suggested for elder people in preserving brain functions and inhibiting Alzheimer.
Yeni bir dil öğrenmek beyni genç ve zinde tutar. Yeni bir şeyler öğrenmek de benzer bir etki yapıyoru. Öğrenilen şeye ne kadar az aşina iseniz, beyniniz size yetişmek için o kadar uğraşıyor, yeni sinapsisler yaratıyor ve öğrenilenleri birbiri ile bağlıyor. Dil öğrenmek beyinde farklı bölümleri harekete geçiriyor, daha yüksek beyin aktivitesi sağlıyor, yeni sinapsislerin üretilmesini tetikliyor ve tüm bunlar daha iyi bir hafızaya ve yaratıcılıkta artışa sebep oluyor. Yeni bir dil öğrenmek, ileri yaştaki insanlar için de tavsiye ediliyor, hem beynin fonksiyonlarını korumak hem de alzaymır ve benzer hastalıkları engellemek için.